ana sayfa  

menü (1) >>

  eski çağ'da bilim üzerine

Çin Uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500'lere kadar götürülebilir. Zaman zaman sınırları Hindiçini de içine alan, zaman zaman ise sadece Sarı Irmak civarında ufak bir devlet şeklinde görülen Çin, ilk insan kalıntılarının (Sinantropus Pekinensis) bulunduğu yerlerden biridir. Çin uygarlığı, genellikle, kapalı bir uygarlık olarak nitelendirilmiştir. Ancak Türklerle ve Hintlilerle yakın ilişki içinde oldukları bilinmektedir. Bu etkileşim sonucunda Türklerin kullandıkları On İki Hayvanlı Türk Takvimi'ni benimsemişlerdir. Hint uygarlığından ise, özellikle matematik konusunda etkilendikleri bilinmektedir.

devamı için tıklayınız

  eski yunan'da bilim üzerine

Yunan Dönemi iki kısma ayrılmaktadır. M.Ö. sekizinci yüzyıldan Büyük İskender'in ölümüne (M.Ö. 323) kadar geçen dönem Hellenik Çağ ve Romalıların, Ptolemaios Krallığı'na son verdikleri M.Ö. 30 yılına kadar geçen dönem ise Hellenistik Çağ olarak adlandırılmaktadırlar. Bu dönemde bilim ve felsefe alanlarında büyük bir atılım gerçekleştirilmiş ve Yunan bilginleri ve düşünürleri evren, dünya ve dünyanın üzerinde bulunan canlı ve cansız varlıklara ilişkin bilgi üretmeye başlamışlardır.

devamı için tıklayınız

  eski roma'da bilim üzerine

M.Ö. 30 yılında Romalılar İskenderiye'yi ele geçirdiler ve bilinen Dünya'yı hâkimiyetleri altına aldılar. Eski ve yeni kentleri, yollarla ve köprülerle birbirlerine bağladılar ve Roma hukuku aracılığıyla, idareleri altındaki geniş eyaletlere öteden beri özlemi duyulan adaleti götürdüler.

devamı için tıklayınız

  yeni çağ'da bilim üzerine

Rönesans'ı, Ortaçağ ile Yeniçağ arasında geçen zaman dilimi olarak tanımlayabiliriz; ancak Ortaçağ ansızın sona ermediği gibi Yeniçağ da ansızın başlamamıştır. Ayrıca Ortaçağ'ın bitmesi ve Yeniçağ'ın başlaması her ülkede aynı tarihlerde gerçekleşmemiştir; örneğin İtalya'da diğer ülkelerden daha önce, 14. yüzyılın ortalarında 'Petrarca Zamanı'nda başlamıştır.

devamı için tıklayınız

  yakın çağ'da bilim üzerine

Aydınlanma, insanın kendi aklı ve deneyimleri ile geleneksel görüşler ve ön yargılardan kurtulmak ve akla dayanarak, dünyayı kavramak düzenlemeye çalışmaktır. Bu anlamda Aydınlanma Çağı insan aklının bağımsız olması gerektiği düşüncesine dayanır. Öyleyse benimsenmesi gereken tavır inanmak değil, bilmek olmalıdır.

devamı için tıklayınız

  haçlı seferleri

Papalığın teşvikiyle, Hıristiyan Avrupalıların, Müslümanlara karşı tertip ettikleri seferlerin umumî adı. En önemlisi dînî olmak üzere, siyasî, sosyal ve iktisadî sebeplere dayanan Haçlı seferlerini, Papa İkinci Urbanus, 1095 yılında toplanan Clermont Konsili’nde yaptığı konuşmayla başlatmıştır. Asırlarca devam edip, milyonlarca insanın can kaybına, devletlerin yıkılıp, ülkelerin tahrip olunmasına sebep olmuştur.

devamı için tıklayınız

  italya'da rönesans sanatı

Rönesans, sanat ve kültürle ilgilenen herkesin sık sık karışlaştığı sözcüklerden biridir. İtalyanca rinascimento sözcüğünden kaynaklanan bu terim, dilimizde “yeniden doğuş” anlamına geliyor. Rönesans genelde, 14-16. yüzyıllarda İtalya’da klasik modellerin etkisi ile sanat ve yazın alanındaki canlanış olarak tanımlanır. Daha 1550’de, sanat tarihçiliğinin öncüsü sayılan Giorgio Vasari (1511-1574), sanat alanındaki bu canlanışı tanımlamak için “rinascita” sözcüğünü kullanmıştır. Ama deyim bugünkü anlamda kullanımını, büyük oranda Jacob Burchardt’ın ilk kez 1860’da basılan “ıtalya’da Rönesans Kültürü” adlı yapıtına borçludur. Rönesans, Burchardt’ın da değindiği gibi, İtalya’da yalnız sanat alanında görülmez; sosyal yaşantının bütün dallarındaki hareketliliği, canlanışı içerir.

devamı için tıklayınız

  üsküdar kız kulesi

Üsküdar’ın simgesi durumunda olan bu zarif yapı, İstanbul Boğazı’nın ağzında ve sahilden 200 metre uzaklıktadır. En eski rivayete göre, mitoloji kahramanlarından Leandros’un Hero isimli bir sevgilisi vardı. Hero, Yunanlılar’ın Afrodit, Batılılar’ın Venüs adını verdikleri güzellik ilahesinin rahibesi olup, bugün Çanakkale Boğazı dediğimiz Helespontos’un Avrupa kıyısında Sestos adını taşıyan bir şehirde yaşıyordu. Leandros ise, boğazın öbür kıyısında, bugün Kösekale civarında harabeleri görülen, Abydos’ta oturuyordu. Bu şehrin kralının oğlu olan Leandros, her gece Abydos’tan denize giriyor ve yüzerek Sestos’a geçerek sevgilisi ile buluşuyordu.

devamı için tıklayınız

  ispanyol engizisyonu

Bu ülkede engizisyon şiddet olarak tanınmıştır. Tarihi kanıtlar ve özellikle Müslümanlara karşı gerçekleştirilen uzun yeniden fetih hareketleri bu fenomeni açıklamaktadır. Yahudi toplumunun fenomeni başka bir faktördür. Korkunç ritüel suçlanan İsrailli çocuklar kanlı katliamlara maruz kalmışlardır. Korku çok sayıda kalabalıkları din değiştirmeye zorlamıştır. Bunlar Marranolar'dır. Bunların sayısı tehlikeli bir şekilde artmıştır.

devamı için tıklayınız

  Anadolu Selçuklu Devleti

Anadolu’nun Türkleşmesinde Malazgirt galibiyeti, önemli bir dönüm noktası olmakla birlikte, başlangıç değildir. Anadolu 1018 den itibaren Türklerle tanışmıştır. Örneğin, Alparslan’a başkaldıran Türkmen beyi Afşin, Batı Anadolu içlerine kadar ilerler. Selçuklu soyundan (Selçuk’un torunu, Tuğrul’un kuzeni) Er-Basgan (El-Basan), yine Alparslan’dan kaçarak, bazı Türkmen guruplarıyla birlikte, Bizans hizmetine girer. “Navekiyye” Türkmenleri, Kutalmış, Kavurd ve Er-Basgan gibi, Selçuklu prenslerinin başkaldırılarına her zaman katılmış, yenilince de Anadolu ve Suriye’ye kaçmışlardır.

devamı için tıklayınız

 

menü (1) >>

ana sayfa  

internet, en geniş bilgi paylaşım ortamlarından biridir. mavilink.com, bu ortamda düşünce ve kültür amaçlı bir site olarak minicik bir damladır. ancak bu küçücük damla bile asla küçümsenmemesi gereken maddi ve manevi birçok emek harcanarak hayata geçirilmektedir. bu sebeple mavilink.com'dan beğendiğiniz bir yazının / makalenin alıntısını yaparken kaynak göstermek veya yazarın adını belirtmek etik değerler açısından önemlidir. bu konudaki hassasiyetimize saygı göstermenizi rica eder, iyi eğlenceler dileriz.

 

© mavilink.com