![]() |
arada bir çok bunaldığınızda |
![]() |
||
|
Bir zamanlar bir psikoloji kitabında
okuduğum bir bölüm vardı... Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım... Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum... Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz tavsiye ediliyordu... Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an... Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim... Diyordu ki; " bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terk ettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız... özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın... O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün...
Tekrar sarılma, bir kez daha öpme
ihtimalinizin bittiğini hissedin... Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların,
kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini
yaşayın... Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm
ruhunuz... Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi... Seyredin şu an
çevrenizde olanların yüz ifadelerini... Akıllarından ve yüreklerinden
geçen cümleleri hayal edin...
Eşim kucağında "ağlayan emanetimle"
ayakta durmaya çalışıyordu per perişan... Koca çınar babacığım, belli
belirsiz dualar okuyordu, o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla...
Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı koparılmış gibi hem içine hem
dışına akıtıyordu gözyaşlarını... Kardeşlerim, akrabalarım "çok erken
gitti, doyamadı oğluna.."diyordu acıyan ses tonlarıyla... Ve dostlarım...
Onlar da şaşkındı... Bazısı "daha dün birlikteydik, nasıl olur..."
diyordu... Bunları seyredip onlara "hayır ölmedim, buradayım..." demek
istedim hayal olduğunu unutup... Sonra anladım yazarın ne demek istediğini
daha devamını okumadan kitabın... İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak... Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım... Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının etkisiyle girilen duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin... Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu... Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti.. Ağlayacaktı aklına geldikçe... Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları... Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede oğlumu... "hayal - meyal hatırlıyorum be baba seni... Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkeğe sohbet etseydik seninle... Bak mezuniyet törenimde de babasızdım... Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine..."diyecek canı yanarak bir köşede... Sevgili eşim... Benim muhteşem hatunum... Nasıl dayanır bensizliğe ?... O ki, benim için her şeyini feda edip koşmuştu bana... Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı... Bir daha "Seni seviyorum" diyemeyecekti... Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı... Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne... Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün...
Tek cümlesi takıldı o an içime; " Oyun
bozanlık yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik ?..." Babam-annem, o
bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla
kahrolduğum güzel insanlar... Helaldi şüphesiz hakları... Bilerek hiç
kırmamıştım onları... Üzerine titredikleri evlatları onlardan önce
göçmüştü işte önlerinde ve dualarına muhtaçtım.... Kaç anne ve babanın
çekebileceği bir acıydı ki evladının cenazesinde bulunmak... Herhalde
insanın uzun yaşadığına üzüldüğü nadir anlardan olsa gerek...
İşte bu final bu yazıyı buraya kadar
okumanıza değmiş olmalı... Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını
getirirseniz buna değer bence... Ben bu akşam melankoliğim ve biraz
abartmış olabilirim... Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki... Bence
bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın... Kaynak : Can Dündar. |
||||
|
© mavilink.com |
||||