x sigorta

 

Bir gün "Lütfen bu maili tanıdığınız herkese gönderin" diye başlayan bir yazı yazacağımı rüyamda görsem inanmazdım... Adım Gamze Erkök. Medeni sandığım bir ülkenin, başkentinde, iyi bir mahallede yaşayan "saf" bir Türk vatandaşıyım (halen). Mimarım. Doğayı, estetiği, nezaketi, güzeli korumaya "aptalca" bir çaba gösteriyordum (artık değil). Kabus haline dönüşen hikayem yirmi iki gün önce başladı. Bahçelievler’in tek tük kalmış iki katlı villalarının birinde üst katta yaşayıp, alt katını da büro olarak kullanıyordum. Akşama doğru, canı yanmış gibi bağıran köpeğimin sesine koşunca, mutfaktan inilen depo odasının kapısında (çok eski yıllarda bu depolar "hizmetçi odası" olarak kullanılırmış) kocaman bir fareyle burun buruna geldim. Köpek ve ben geriye doğru kaçarken, fare üstümüze hamle yaptı. Şoku atlatınca depoya bir baktım ki...... 1,5 metre kanalizasyon suyuyla dolmuş. Bir gün boyunca öylece kalakaldık. Akıllı sekreterim o anda hiç aklımda olmayan bir şeyi hatırlattı : Biz on yıla yakın zamandır her şeyimizi ha bire sigortalatırmışız meğerse. Öylesine unutmuşuz ki, eve geçen yıl hırsız girdiğinde bile sigortaya haber vermek aklımıza gelmemiş. Bir de X Holdingden uğradığımız borsa hezimeti yetmiyormuş gibi, ısrarla X Sigortaya sigortalanmışız.

Hemen acenteyi aradık. X Sigortadan Fatih bey geldi, resimler çekti, "Hiç üzülmeyin, X öyle bir sigortadır ki, her derdinize deva olacaktır, derhal 'acil servis' gelecek, her şeyi eski haline getirecek" dedi. Acil servis ertesi gün geldi. "Buranın suyu boşalacak ve bu bizim isimiz değil. İsterseniz Osman amcayı arayın" dedi ve gitti. Osman amcayı çağırdım. Daha bakmadan "600 Liraya yaparım ama suyu boşaltmam, suyu siz boşaltacaksınız" dedi. Bu esnada lağım suyu seviyesi hızla yükseliyor ve benim depoda muhafaza ettiğim, yıllarca kullanmaya kıyamadığım kıyafetlerim, Sony marka televizyonum, Amerika'dan aldığım bilgisayarım, yün halılar, spor aletlerim falan pisliklerin içinden ümitsizce bana bakıyorlardı. Arada bir su samuru büyüklüğünde fareler de bir görünüp, bir yok oluyordu. Kırk küsuruncu aramamda ASKI geldi "Biz evin içine karışmayız, bahçeye hiç karışmayız, suyu boşaltın, ruhsat alın, asfaltı delin, rogarı bulun, sonra biz gelir su basarız. Siz en iyisi Yücel ustayı çağırın" deyip gittiler. Yücel usta akşama doğru geldi, "450 Lira isterim ama önce suyu boşaltacaksınız" dedi. Bu arada benim en büyük merakım : Bu su nereye boşalacak ve nasıl boşalacak? ASKİ "Tabii ki sokağa. Başka nereye boşaltmayı düşünüyorsunuz ki?" diye bana soruyor!!!! Benim ise mantığım ise bu inanılmaz kötü fikri çözüm olarak bir türlü kabul etmiyordu.

O esnada bir de eksper gelmez mi? Aman Allah’ım! Ben eksperi ilk önce "lağım ustası" sandım. Suratsız, selamsız, sabahsız, başında "Cilalı İbo şapkasıyla, pejmude bir adam. Direk olarak azarlamaya başladı. "Buranın hali ne? Bu eşyalar beş para etmez. Neden bu kadar çok giyim eşyanız var? Sen nerede oturuyorsun? Sus sen cevap verme. Sana sordum. Sen konuş. Sen şöyle geç. Sen karşıma otur. Sana mı dedim, sen niye oturdun? Bu köpeğin burada ne işi var? Hayvanları Koruma Derneğinde çalıştığınızı sigortaya risk primi olarak yazdırdınız mı?" paylamalarıyla, bürodaki arkadaşlarım, annem ve ben karşısında hazır ol vaziyetinde duruyoruz ve ağzımızı açtığımız anda azarlanıyoruz. "Bu su sabaha kadar boşaltılacak ve tüm eşyalar bahçeye çıkartılacak" diye emretti ve gitti. Biz sabaha kadar elimizde kovalarla çok ayıp bir şey yaptık ve suları sokağa döktük. Arkasından bahçe hortumuyla bütün sokağı deterjanlarla yıkadık ama kabus bu, öyle hemen biter mi? Biz boşalttıkça, nereden geldiğini bilemediğimiz bir şekilde lağım tekrar doluyor ve hiç bir usta buna bir çare bulamıyor.

Bu arada ben eksperin "nezaketsizliğinden duyduğum rahatsızlığı", çok nazik bir üslupla X sigortaya bildirmek gafletinde bulundum... (Sen misin bunu yapan!!!!) Eksper ertesi gün, gülümsemeye çalışarak geldi ama adamın yüz kasları gülümsemeye alışmamış ki, dolayısıyla yüzü acı çekiyor resmen. "Beni şikayet etmişsiniz ama yanlış yere etmişsiniz, Hazineye etmeniz gerekirdi. Hani su boşaltılmamış" dedi, gitti. 17. Gün : Biz hala tuvaleti kullanamıyoruz. Sabahları erkenden geceliklerimizle ellerimizde diş fırçalarımız bahçe hortumuyla yüzümüzü yıkıyoruz, elimizde tuvalet kağıtlarıyla gecenin bir vakti beş yüz metre ilerideki parkın tuvaletine gidiyoruz (akıllı sekreterimin "altımıza bez bağlama" fikrini keşke reddetmeseydik) ve hala geceleri sokaklara lağım sularını döküp, deterjanlarla sokak yıkıyoruz. 19. Gün : 1500'ncü telefonun sonunda ne ASKİ, ne itfaiye, ne X Sigortadan bir hayır gelmeyeceğini anladım ve onların ısrarlı tavsiyeleri sonucunda bir motor alıp bütün suyu sokağa boşalttım. Taaa iki kilometrelik bir alana potansiyel kolera mikrobu saçtım. Ali usta ve oğullarını çağırıp, bahçeyi köstebek yuvası gibi kazdırdım, iki temizlikçi kadın tutup, büroyu ve evi temizletmeye çalıştım ama mutfaktaki bardakların içine kadar kanalizasyon suyu girmiş. Bu pek mümkün olamadı. Tabii bu arada ha bire para harcıyoruz ama iş güç yapamıyoruz. Büroya kimse gelmediği gibi, mahalleye rezil olmuş durumdayız. Sonra da eksperin isteği doğrultusunda bütün lime lime olmuş eşyaları, "çingene çadırında çamaşır yıkanmış" gibi bahçeye yaydım. Eksperin isteği doğrultusunda, teeek teeek (çiçekli gece kıyafeti, böcekli bluz, kahverengi fitilli kadife koltuk vs. diyerek) her şeyin listesini ve üçüncü el fiyatlarını çıkardım. Çoğu yurt dışından, çok değerli olmasına rağmen 1.5 ile 30 TL arasında fiyat koydum ve 5.850 TL zarar çıktı.

Eksperin talimatıyla bürosuna gittim. Bir gözlükçü dükkanının köşesinde bir masada çalışıyor adamcağız. Bana "Ben size 1.500 Lira vereceğim, bunu da siz kabul etmezsiniz. O yüzden ben vicdanen de rahat değilim. Hem siz beni şikayet de ettiniz. Ben kendimi görevden azlediyorum. Gidebilirsiniz" dedi. Bu işle alakası olmayan "gözlükçü"de "Aaaa, siz kıyafet manyağı imişsiniz öyle mi?" dedi. Dondum kaldım. Hiç bir şey söyleyemedim bile. Hiç bu şekilde eziyet ve hakarete, hele hele kovulmaya alışkın değildim. Ağlaya ağlaya Kızılay'dan büroma döndüm. Acenteyi aradım. "Siz eşyaları toplamayın, bölge müdürümüz gelecek" dedi. Bölge müdürü ertesi gün geldi. Çok üzüldü, başka bir eksper göndereceğini söyledi. İkinci eksper tonton bir amcaydı. Fakat o da neden bu kadar çok giyim eşyamız var ona taktı!!! Onun karısı 58 yaşındaymış ve yirmi parça giyim eşyası varmış. Bizim neden on çift ayakkabımız, yirmi pantolonumuz, on beş elbisemiz, hele hele on gece elbisemiz bodrumlarda çürütülüyormuş. Eh haklı olabilir ama herkesin bir meraki olamaz mı? Şahsen ben sevdiğim bir kıyafeti anısı var diye bile atamam. Ayrıca orası evin ve büronun en mazbut, en toz alamayan odası, annem ve ben yazlık kıyafetlerimizi orada muhafaza ediyorduk. Neyse bu adamcağız da bu yüzden sinir oldu bize ve evin, büronun ne kadar eşyası, ne kadar incik boncuğu varsa teke tek, liste yapıp, fiyatlandırma ödevi verip gitti. Ay resmen aklımı kaçırıyordum. Evdeki her kalem eşyanın erbabını arayıp, ikinci el fiyatlarını öğrendim. Liste yapıldı. Adamın bürosuna gidildi. "Ben araştırma yapıp geleceğim. Televizyon ve yüz metrekare halı da çıkartılsın o bodrumdan. Ben oraya inemem" dedi. (Bu arada bodrumun suyu boşaltıldı ama o pisliği temizletecek hiç kimse bulamıyorum.

Ayrıca da 500 Liraya yakın para harcadım ve param yok). Sekreterimle televizyonu çıkartırken merdivende ayağımız kaydı, pisliklerin içine düştük. Burnumuza, kulağımıza kadar pislik girdi ve sekreterimin bacağı sakatlandı. O günü hastanelerde geçirdik. Ertesi gün eksper geldi, "Bu Sony televizyonlar hiç işe yaramaz, benim de var, iyi göstermiyor. Hem yüz metrekare halı neden çıkartılmadı? Ben hala nasıl oluyor da bu kadar çok giyim eşyanız var kabul etmiyorum. Benim karımın iki çift ayakkabısı var. Birisi yazlık, birisi kışlık. Ben daha araştıracağım bakalım. Hem siz diğer arkadaşı da şikayet etmişsiniz sigortaya. Çok ayıp, çoook" dedi. O esnada ve günlerdir şakır şakır yağmur yağıyor ve eşyalar bahçede erimiş halde hala pislikler sokağa akıyor. Ben o anda çıldırdım herhalde "Seyhan bey bu kadar işkence ettiğiniz yeter. Ödemeyecekseniz ödemeyeceğim deyin, ben de şu eşyaları toplayıp atayım. Günlerdir liste yaptırıyorsunuz" dedim. Bir iki saat sonra acente aradı : "Gamze hanım, siz o eşyaları kaldırmayın. Herhalde mahkemeye gitmeniz gerekecek. Ben şu anda X Sigorta bölge müdürünün yanındayım. Eksper raporunu almadık ama size 500 Lira vermeyi düşünüyoruz. Siz de muhtemelen mahkemeye gidersiniz bu durumda. Ayrıca uzlaşmazsanız, sizin orayı belediyeye ihbar edip, mühürletebiliriz de" dedi.

Ben de kendilerine hiç bir yere gitmeyeceğimi, çünkü artık bayılmak, hatta ölmek üzere olduğumu, belediyeye mühürletirlerse de acayip makbule geçeceğini söyledim. Bu günlerde Ankara, Bahçelievler, 35 sokak, 10 numaranın önünden geçerseniz ve bir sürü erimiş eşya arasında, başında huni, boynunda çalar saat, "Lağım nerede? Fare içti. Fare nerede? Eve kaçtı. Ev nerede? Yandı bitti kül oldu" diye bir şeyler mırıldanan birisini görürseniz... O benim işte. Bu durumda benim sizden ricam:

1) Lütfen ne yapayım? Bir akıl fikir verin?

2) X Sigorta adını duyunca arkanıza bile bakmadan kaçın.

3) Düşmanlarınıza ise mutlaka X'ye sigorta yaptırmalarını sağlayın...

4) Bu eksperlerin gittiği "İşkence Nasıl Yapılır" kursunun adresini Hazineden öğrenirseniz, lütfen bana da bildirin.

5) Bu maili sevdiklerinize gönderin ki Türkiye'de yaşadıklarını unutmasınlar.

Sevgiler. Gamze Erkök

mavilink’in notu : Okuduğunuz yazı, bir elektronik posta ile mavilink’e ulaşmıştır. Yazıdaki sigorta şirketinin adı X olarak değiştirilmiştir. Bu yazı, mavilink tarafından bir ibret yazısı olarak sayfamızda değerlendirilmektedir. Bu yazının elektronik posta yolu ile sanal ortamda yayılmasını sağlayan kişinin çirkin alaycı yorumları da yazı içerisinden çıkarılmıştır. Bunun dışında yazının içeriğine dokunulmamıştır.

Kaynak : Gamze Erkök

 

konu menüsü

 

© mavilink.com