![]() |
orhan boran ve yuki |
![]() |
||
|
Bugün hayatını "gün 24 saat" televizyonla yaşayan kişiler olarak; "Çok daha güzeldi radyo günleri!" demek ne kadar inandırıcı olabilir ki? Lakin... Bir bakıma öyledir. Radyo günlerinin güzelliği, radyonun televizyondan daha "üstün" oluşundan değildir. Radyonun hayalperestliğindendir. O hayalperest kutunun başında yelken açılır durulur en gidilmez okyanuslara. Televizyonun çırılçıplak sunduğu ve "Hepsi budur işte, budur!" dediği dünya manzarası, hiçbir hayale yer bırakmayacak "natürmort" bir resimdir. Halbuki... Radyo anlatır ve biz hayal ederdik. Halit Kıvanç, Metin Oktay'ın gollerini anlatır ve biz hayal ederdik. Kendi yüreğimizin "naklen yayın"ında... Zeki Müren en güzel aşk şarkılarını söyler ve biz hayal ederdik. Yani herkes kendi "klib"ini çekerdi kendi "iç" şarkısına. Radyo Tiyatrosu başlar ve biz kendi "kast"ımızı kurar, kendi oyuncularımızı oynatır, kendi mekanlarımızı seçerdik. Yani; herkes, her sabah "Arkası Yarın" da, kendi "dizi"sini çekerdi kendi gönlünce. Tarihin en yüksek reytingi, herkesin kendi hayal ettiği dizilerin hakkı olurdu elbette.
Ve...
Orhan Boran; yıllarca radyo mikrofonunda "Yuki"yi konuştururken, biz nasıl
bir "Yuki" hayal etmişsek; günün birinde karşımıza çizgi roman kahramanı
olarak çıkan "Yuki" tıpatıp hayallerimizdeki "Yuki"ydi işte...
Gerçekten... Esasen 1940-1950 yıllarına ait bir çizgi roman kahramanıdır
Yuki. Uzaya giden ilk tavsan olma özelliğini de elinde barındırır.
1960’larda radyolarda yayınlanmıştır Orhan Boran programı olarak "Orhan
Boran ve Yuki". Yuki karakteri 1970 sonlarında Milliyet Çocuk dergisinde
haftada birer sayfalık öyküler halinde boy gösterdi. Aynı senelerde eski
radyo kayıtları, yine Milliyet yayınları tarafından kaset olarak
yayımlandı. 70'li yıllar Türkiye’sinin en ünlü karakterlerinden olan Yuki,
sonradan Altan Erbulak tarafından sincap-tavşan arası sempatik bir yaratık
olarak hayal edilip çizgi roman da yapılmıştır.
Orhan Boran işteyken Yuki’nin evde, mahallede yaptıkları, serinin genel
konseptidir. Yuki, mahalleli ile kaynaşmıştır, mahalle çocuklarının lideri
rolündedir, futbol takımı kaptanıdır, soba borularından roket yapmaya
kalkar, seyyar satıcılıkta iyi para olduğunu görmüştür ve bu işle ilgili
planlar yapar, mahallede nane şekeri satar, kapıya gelen eskiciden
paçavra, boş şişe vb satın alır, dilencilere senetle sadaka verir. Bu gibi
işlerde çevresine verdiği maddi zararlar Orhan Boran tarafından
karşılanmakta ve maceralar ara sıra Yuki’nin Boran’dan bir temiz dayak
yemesiyle son bulmaktadır.
İşte Orhan Boran BBC Radyosunda çalışırken bunu buldu ve bir ay sonra
İstanbul’a gelince arkadaşı Kâmi Acım’a bu fikrinden bahsetti. Kâmi Acım,
arkadaşını dinledikten sonra:
Ertesi gün, Kâmi Acım’ın ses alma makinesiyle uğraşırken Orhan Boran
daktilo makinesini önüne almış, “Dinleyici İstekleri” saatinde anlatacağı
fıkraları, söyleyeceği sözleri yazıyordu:
Bu ismin bir mânası, etimolojisi, tarihi yoktu. Ama, milyonlarca kişinin
tanıyacağı bir varlığın adıydı. İlk defa 1959 nisanında bir pazar sabahı
İstanbul Radyosunda dinleyicilere tanıtılan Yuki, “Ya Mustafa” şarkısını
da ilk defa Türkiye’de çalıp dinletiyordu.
- “Ben Yuki’nin sesini konuşurken, hem biraz sesimi inceltiyorum, hem de
gayet ağır ağır anlatıyorum. Bandın çekişi hızlandırılınca normal süratle
anlatıyormuşum gibi oluyor. Halbuki ben her heceyi, sanki ağır ağır
çevrilen bir filmdeki insanlar gibi konuşurum. Dinleyici İsteklerinde Yuki
ile yaptığım program mektup alma rekorunu kırdı. Ertesi gün 150 mektup
almıştım. Bugün İstanbul Radyosunda en çok mektup alan kimse Yuki’dir. 160
haftadan beri Yuki ile çalışıyorum. Hani, fıkra anlatırken üzerine gülünecek tipler yaratılır, onların zekâsızlıklarına, beceriksizliklerine gülünür ya; Orhan Boran da o gece esprilerini birbiri arkasına öyle güzel eviriyor, çeviriyor ve balkon bölümünde oturan bir garip erkekler gurubuna yakıştırıyordu ki, inanılır gibi değil. Misafirlerin büyük bir bölümü, başlarını yukarı çevirip o masaya baka baka gülmeye başladılar. Çok geçmeden yukarıdaki masanın neden böyle boy hedefi olduğu anlaşıldı. Oryantal Gamze Öz’ün “raksı” sırasında bu masadan hayli çirkin sataşmalar olmuştu. O devirde pek değil, hiç alışılmadık bu tavra karşılık verme sırası da Orhan Boran’daydı:
Derken, yukarıdaki masadan, yarı entellektüel (şimdilerde sadece entel
diyorlar) bir bey, sanki galiz bir lâf edilmiş gibi: |
||||
|
© mavilink.com |
||||