Adolf Hitler (1889 -
1945) 20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini
doğduğu
kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrinin
Realschule'sinde yaptı. On üç yaşında, ilk önceleri çok iyi bir memur
olan, sonra memurluktan emekli olan ve çiftçilik yapan babasını, on altı
yaşında her zaman ona destek veren annesini amansız bir hastalık yüzünden
kaybetti. Hayatın bu acı darbeleri ve ailesinden ona kalan ihtiyacını
karşılamayan yetim maaşı ona çabuk karar vermeyi öğretti.
Orta öğrenimini bitirince çok iyi çizim ve resim yaptığı için Viyana Güzel
Sanatlar Akademisine gitmeye karar verdi kendisine olan güveni ona her
şeyi hiç düşünmeden yaptırıyordu. Akademiden kendisinin yeterli olmadığını
öğrenince yıkılmıştı. Yapayalnız ve iç güveniyle geldiği Viyana'da ne
yapacağını bilmiyordu. O yıllarda hem amele olarak çalışıyor hem de
mimarlık sınavlarına hazırlık nedeniyle kitaplar okuyordu. Viyana sanayi
mektebine yazıldı ve bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı.
1912'de Viyana'dan Münih'e geldi.
1914 yılına doğru, Avusturya'nın Almanya ile birleşmesi gerektiğini
düşünen otoriteler, böyle bir ittifakın ilerisini düşünemediler ve İtalya
ile Rusya'nın ittifak oluşturup Avusturya'yı da Almanya karşıtı görüşlere
sürükleyerek yanlarına çekmek istediler.
1914'de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler Bavyera'da Alman ordusuna gönüllü
olarak girdi. 'Alman milletinin sonunun söz konusu olması ve hürriyete
kavuşma düşüncesi için, dünyanın hiçbir zaman bu kadar şiddetlisini
görmediği bir mücadele başlamıştı.'[1] Savaş sırasında kafasına takılan
Marksizm, artık onun için 'son ve kesin hedefi Yahudi olmayan bütün
devletleri yıkmaktan ibaret olan anlayışın dünyaya hakim olma anlayışı,
tüm halkı zehirleyen hilekar toplantılara karşı hiç tereddüt etmeden
acımasızca seslerini kesme zamanı geldiğini'[2] düşünüyordu.
Marksizm'e karşı bir mücadele düşünülebilirdi; fakat onun yerini
alabilecek bir teorinin olmaması onu endişelendiriyordu. Buna karşı da
hiçbir partinin faaliyetinin olmaması ve milli gururla yaşayan bir
vatandaş olması, onun siyasi partilere girmesini engelliyordu. İşte kesin
bir karar vererek kendisini, ilerde bu faaliyetlere iten neden de bir
düşmandan daha etkileyici olan Marksizm için mücadele etmekti.
Savaş umulmadık bir yola girince her şey tersine döndü ve Sovyet
İhtilalinin olması Münih'te durum tahammül edilemez haldeydi. Münih'in
kurtarılmasından sonra 2. Piyade Alayı'ndaki ihtilalci ayaklanmalar
hakkındaki komisyona katılmasıyla ilk siyasi faaliyeti başlamıştı. Alay'da
askerler için vatani gurur ve mücadele için yapılan kurslarda alınan en
önemli karar yeni bir partinin kurulmasıydı. Partinin fikirleri bu
konudaydı ama Hitler ise 'her fikir, hatta en ideali bile kendini bir amaç
halinde görürse, o tehlikeli bir hal demektir. Çünkü gerçekte o fikir
amaca ulaşmak için ancak bir araçtır. Fakat ona ve bütün gerçek
nasyonal-sosyalistlere göre tek bir yol vardır o da, millet ve
vatandır.'[3] Alay'ın düzenlediği kurslarda verilen derslerin birinde 'Gottfried
Feder'in sermaye faizinin oluşturduğu esaretin ret ve açıklamasıyla,
burada Alman milletinin geleceği için bir gerçeğin söz konusu olduğunu
anladı.'[4] Bundan sonra derslerdeki başarıları gittikçe arttı.
Komutanlarından aldığı bir emirle Gottfred Feder'in konuşma yapacağı
'Alman İşçi Partisi' derneğinin amacının ne olduğunu öğrenmek için
görevlendirildi. Adolf Hitler partinin görüşlerini ilk başta tasvip
etmedi; fakat Alman halkının geleceği ve Alman milliyetçiliğini göz önünde
bulundurup ve o toplantıda ona verilen partinin broşürünü 'Siyasi
Uyanışım' okuyunca, partiden gelen davet üzerine başka bir toplantıya
katıldı. Daha sonra partinin izlediği politika hoşuna gidince Alman İşçi
Partisi'nin üyesi olmaya karar vererek politikaya atıldı ve Nasyonal
Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne girdi.
'Versailles anlaşmasını imzalanmasından sonra silahsız bırakılan ve
hayatını sürdürmek zorunda olan Alman milleti, içerdeki düşman sürüleri
yok edilmedikçe ve karakteri yaratılışı itibarıyla bozuk olan ve otuz
altın karşılığında her şeye ve herkese ihanet edebilen Yahudi toplumu
temizlenmedikçe, teknikle hiçbir hazırlanma önlemi alınamaz.'[5]
Yukarıda Hitler'inde belirttiği üzere partinin ilk hedefi bu politika
üzerinde olmuş ve amaçlarının ırkçı bir devlet meydana getirmek olmadığını
belirterek, Yahudi güç ve iradesini yok etmekten başka bir amaç olmadığını
göstermiştir. 'Tarihin ortaya koyduğu bir gerçek vardır: En büyük zorluk,
yeni bir ortam meydana getirmek değil, ona bu yeri serbest
bulundurabilmektir.'[6]
Hitler, 1924'de Almanya'da yaşanan kötü gidişata dur demek için hükümeti
devirme teşebbüslerinde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10
ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde 'Kavgam' adlı hatıralarını
yazdı. 1925 Şubat'ında hapisten çıktı ve kısa adı Nazi Partisi olan,
Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin yönetimini ele geçirdi.
Parlamentoya 1928'de 12, 1930'da 107 milletvekiliyle geldi.
1933'te Hitler devlet başkanı Hindenburg tarafından başbakanlığa
getirildi. Hindenburg'un 1934'te ölümü üzerine Hitler devlet başkanlığı
ile başbakanlığı birleştirmenin Alman halkı ve milliyetçiliği için daha
iyi olacağından devlet başkanlığı ile başbakanlığını birleştirerek
Almanya'nın tek lideri oldu. Büyük bir mücadele sonucunda 1938'de
Avusturya'yı, 1939'da Çekoslovakya'yı Almanya topraklarına dahil etti.
Adolf Hitler, İtalya ile Almanya arasında bir anlaşma yapılmasını
sağlayarak 1939'un sonlarına doğru Polonya'ya saldırdı. Dünya devletleri
için Hitler'in Polonya'ya saldırması, 2. Dünya Savaşını başlattı. Hitler
komutasındaki Alman birlikleri, çok uzun ve zor şartlar altında bir sene
zarfında birçok devleti işgal altına aldı. 1940 yılında işgal edilen bu
devletler; Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve son olarak Fransa oldu.
Hitler, SSCB ile konsensüs yaptı fakat çok geçmeden Hitler'in Alman
halkının geleceği ve milliyetçiliği için düşündüğü engelleri ortadan
kaldırmak amacıyla, 1941'de yaptığı bu konsensüs anlaşmasını bozarak;
Hitler SSCB'ye girmenin kaçınılmaz olduğunu düşündü. Hitler ve
birliklerinin SSCB'ye girmesi, yaklaşık 27 yıl önce başlayan I. Dünya
Savaşı'nın da etkisini sürdürmesiyle yeni bir savaş ortamı oluşturdu.
Aynı yıl ABD, Almanya'nın bu ilerlemesine karşılık Fransa ve İngiltere'nin
yanında savaşa girme kararı aldı. 1943'te Hitler ve birlikleri hiç hesap
etmedikleri hava koşulları nedeniyle (Napolyon'da SSCB'ye yaptığı
saldırıda hava koşullarını hesap etmemişti.) SSCB'de ve Kuzey Afrika'da
gerilemeye başlayınca; Hitler savunmanın önemini daha iyi kavramış oldu.
1944'te generallerinden bazıları onu öldürmek istediler fakat
başarısızlığa uğradılar. 1945 Nisanı sonunda, Almanya'nın yenilgisi
kesinleşip Ruslar Berlin'de ilerlerken, son zamanda evlendiği Eva Braun
ile (bazı yazarlar intihar ettiklerini söylüyorlar) beraber ortadan
kayboldu.
Hitler
Öncesinde Almanya'da İç Politika
Almanya açısından I.
Dünya Savaşının ortaya çıkışına zemin hazırlayan en önemli sebep olarak,
Bismarck'ın Alman İmparatorluğunu korumak için uyguladığı barış
düzenlemelerinin sonuçları itibariyle, Avrupa'yı bloklaşmaya itmiş ve
bloklar arasında rekabet ve silahlanma yarışına götürmesi olmuştur.
Almanya savaşa girmeden anlaşma yapmak istediği devletlerle uzlaşamayınca
ilk önce bunlara
savaş açtı. Almanya Belçika'yla anlaşamayınca bu devlete savaş açtı.
Almanya'nın bundaki hedefi Belçika ile anlaşarak bu devleti Fransa'ya
karşı kullanmak istedi; fakat düşündüğü olmayınca önce Belçika'ya girdi ve
Fransa'ya doğru ilerlemeye başladı. Fransızlar bu ilerlemeyi
durduramayınca geri çekildi; fakat bu çekiliş Paris'e kadar oldu. Daha
ileriye gidemeyen Almanlar başarısızlığa uğradı.
Almanlar bu sefer Rusya'ya doğru ilerlemeye başladı ve Rusları iki kez
yendiler. Osmanlı Devleti, Rusya'nın açık denizlere inme düşüncesiyle
boğazlardaki etkinliğini düşünerek savaşa katılması, İtalya'nın
Avusturya'ya karşı savaşa girişi ( İtalya I. Dünya Savaşında herhangi bir
zafer kazanmış değildir sadece Avusturya'ya karşı yeni bir cephe
açmıştır.) savaşın boyutlarını değiştirmiş, cepheler artmış ve diğer
devletleri (Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Birleşik Amerika'nın
savaşa girmesi) savaşın içine sokmuştur. 1917 yılında Rusya'nın Osmanlı'ya
karşı yenilmesi sebebiyle Rusya'da Bolşevik İhtilali oldu. Birleşik
Amerika'nın kontrolör devlet olarak savaşa girişi ve savaşın sonunu
getirmesi (Brest-Litovsk Barışı), devletlerin yavaş yavaş savaştan
çekilmelerine neden olmuştur.
1918 yılında müttefiklerin ağır taarruzları karşısında Almanya daha fazla
dayanamayarak barış teşebbüsünde (Almanya Osmanlı Devletinden daha önce
barış görüşmelerine girmiştir.) bulundu. Bu barış görüşmeleri hemen sonuç
vermedi ve Almanya'da iç isyanlar çıktı. Sosyalistler birçok yerde isyan
çıkardılar, Berlin'de çıkan sosyalist ayaklanma sonucunda başbakan MAX de
Bade, II. Wilhelm'in tahttan çekildiğini ve başbakanlığı sosyalist olan
Ebert'e bıraktı. Ebert, Alman Cumhuriyeti'ni ilan etti ve II. Reich'i
tarihe gömdü. 11 Kasım 1918'de Almanya mütarekeyi onaylayarak yenilgiyi
kabul etti ve I.Dünya Savaşı sona erdi.
Versay Antlaşmasının
Almanya'ya Etkisi
Savaş sonunda
İmparatorluğun yıkılmasıyla, Müttefikler Alman milletini cezalandırmak
istemişlerdir ve Almanya'nın savaş sonrası kuvvetler dengesinde bıraktığı
boşluk, Versay Barışını kin ve intikamın bir belgesi haline getirmiştir.
Bu da kendiliğinden bir dengesizlik olmaktan başka bir şey olmamıştır.
Almanya'nın savaştan yenik çıkması ve savaşın tüm suçlusunun kendileri
olması nedeniyle ilk barış Versay Barışı oldu. 28 Haziran 1919'da
imzalanan antlaşmaya göre; sınır ve toprak olarak Almanya savaş önceki tüm
yerleri geri vermiş ve hatta Fransa'yla savaştığı Alsace-Lorraine'i de
geri verdi. Siyasi açıdan ise Almanya Belçika'nın tarafsızlığını kabul
etti ve Ren bölgesini silahsızlandırma kararına da uymak zorunda
kalmıştır. Avusturya ile birleşmemeye söz veriyor ve Avusturya,
Çekoslovakya ve Polonya'nın bağımsızlığını tanıyordu. Almanya tüm
denizaşırı topraklarından vazgeçiyordu ve savaş tamirat borcu olarak da
Almanya'nın ödeme dirayetinin çok üstünde (1921'de 33 Milyar Dolar)[7] bir
ekonomik yük altına sokuyorlardı.
Barış antlaşmaları harita üzerinde bir düzen getirmekle beraber,
milletlerarası hayatta istikrarsız ve sallantılı bir düzen oluşturmuştur.
Fakat bu barış antlaşmaları 1930 yılına kadar korunabilmiş bundan sonra
olaylar kendini göstermeye başlamış ve sonuç itibariyle 1939'da II. Dünya
Savaşının çıkmasıyla sona ermiştir.
Savaş
Sonrasında Almanya'nın iç durumu
Fransa'nın Almanya'dan
aldığı ağır intikam sonucunda, Fransa Almanya'nın ani bir harekete
geçmesini önlemek amacıyla Ren bölgesini işgal etmeyi düşündü; fakat
İngiltere ve Amerika ikinci bir Alsace-Lorraine meydana getirmemek için
buna karşı çıktılar ve Fransa'ya Alman tehdidi karşısında garanti vermeyi
kabul ettiler. Fakat verdikleri garantiyi yerine getirmeyen Amerika ve
İngiltere Fransa'yı endişeye sevk etti. Daha sonra Fransa İngiltere'yi ve
Amerika'yı yanına alamayınca, Almanya etrafındaki küçük devletlerle
(Belçika, Polonya ve Macaristan ve Bulgaristan ile) ittifak anlaşmalarına
gitti.
Fransa savaş sonundaki kesin üstünlüğünü, bu küçük devletlerle girdiği
ittifaklar neticesinde daha da kuvvetlendirdi. Almanya ise gitgide bozulan
iç siyasal ve ekonomik durumu nedeniyle biraz daha çöktü.
Almanya Weimar anayasası ile demokratik bir düzene kavuştuğu sırada Versay
Antlaşmasının ortaya çıkışı ve zorla demokrat Almanya'ya bunu kabul
ettirmeleri kamuoyunda ve halk arasında büyük tepkiyle karşılandı.
Alman demokrasisi kamuoyunda bu tehlikelerle çalkalanırken, ekonomik durum
da günden güne bozulmaktaydı. Versay ile yüklenen tamirat borçları
enflasyonun büyümesine neden oldu. Buna bir de siyasi bunalım da eklenince
kriz en yüksek seviyeye ulaştı.
Londra'da imzalanan Dawes Planı, Almanya'ya bir rahatlık getirdi ve
uluslar arası ticareti gelişti, gelişen ticaret sonunda paranın değeri
arttı ve artık 'Made in Germany' yeniden isim oldu.
Dawes Planı Almanya ile Fransa arsındaki bozuk olan siyasi ve ticari
durumu da iyileştirdi ve Locarno Antlaşmasına giden yolu açtı. Fransa ve
Almanya arasındaki durumun yumuşaması üzerine 1925'te Fransa, İngiltere,
İtalya ve Almanya arasında bir saldırmazlık paktı imzalandı. Locarno
Antlaşması, Almanya'yı tekrar uluslar arası işbirliğine soktu ve iki savaş
arası döneminde imzalan önemli bir belge niteliği taşıdı. 1926 yılında
Almanya'nın Milletler Cemiyetine üye olması kabul edildi.
Versay Antlaşması'yla daha da bozulmaya başlayan Alman siyaseti ve
ekonomisi, Locarno Antlaşması'yla durumu tersine çevirdi. Fransa'nın da
bunu onaylamasıyla bir barış dönemi başladı.
Almanya, Rusya ile bozulan durumu da düzeltmek için 1922'de Rapollo
Antlaşması imzaladı. Bu antlaşmanın asıl önemi; Rusya'nın Versay
Antlaşmasını kabul etmemesi ve protesto etmek için Rusya'nın bunu Rapollo
ile ortaya koymak istemeleridir.
Büyük
Ekonomik Buhranın (1929) Almanya'ya Etkisi
Almanya iç durumunu
düzeltmekle uğraşıyordu; ekonomisi için yaptığı Locarno Antlaşması bunu
biraz olsun yola koyarken ve içerdeki isyanlarla uğraşırken hiç
beklenmedik bir anda ortaya çıkan 1929 Ekonomik Buhran'la Almanya
ekonomisi ve iç işleri düzeleceği yerde iyice bozulmaya başladı. 1929
Ekonomik Buhranı Almanya'da ki ekonomik yapıya değişik bir yön getirerek
ekonominin Yahudilerin eline geçmesine sebep oldu.
Yahudilerin eline geçen Alman ekonomisi bir Alman milliyetçisi olan Adolf
Hitler'in de tepkisini çekmiş ve ilerde düşündüğü Alman politikasını bu
yönde kullanmaya sevk etmiştir. Hatta hapishane yıllarında yazdığı 'Mein
Kampf' kitabında da şöyle diyor: 'Herhangi bir sosyal ve özel hayatta ne
biçimde bir pislik ve karanlık olmasın ki, ona bir Yahudi parmağı
bulaşmamış olsun.'[8] Ayrıca burada III. Reich olan Adolf Hitler'in içinde
beslediği Yahudi düşmanlığını da görmek ve bunu günümüzde de anlamamak
için gözlerimizi dünyaya kapalı olması ve çok cahil bir insan olmamız
gerekir.
Yahudilerden söz ederken şunu da belirtmek gerekir: Bir Yahudi için asla
ve asla birey önemli olmayıp; onlar için önemli olan kutsal saydıkları
Tevrat'ı öne sürüp, Yahudilerin Kudüs'ü ele geçirerek kutsal bir Yahudi
ülkesi oluşturmaktan başka bir şey olmamasıdır. İşte bu düşünceden yola
çıkarak Adolf Hitler'in neden Yahudi düşmanı olduğunu şimdi daha iyi
anlamamız gerekir.[9]
Wall Street'teki borsanın çökmesinin ardından ABD'li tekeller Almanya'ya
verdikleri on beş milyon mark tutarındaki kredi borcunu geri çekmeye
başladılar. İflaslar birbirini izledi. Böylece Almanya'daki işsiz sayısı
1930'da 3 milyona, 1932'de 6 milyona ulaştı. Fabrikalar yüzde 50 kapasite
ile çalışmaya başladı. I. Dünya Savaşından yenik çıkması nedeniyle ödediği
savaş tazminatı ve işsizlik sigortası yüzünden artan ekonomik çıkmaz
1930'da koalisyonun dağılmasına neden olmuştu. Yeni bir koalisyon hükümeti
kurulamadığı için de parlamenter demokrasi son bulmuştu.[10]
Almanya'da I. Dünya Savaşı'yla ortaya çıkan ekonomik bozulmanın 1929
Ekonomik Buhran'la daha da ilerlemesi ve artık buna hiç kimsenin dur
diyemeyecek güçte olması nedeniyle buhran Alman ekonomisini iyice
yıpratmış, parlamenter demokrasinin son bulmasına neden olmuş ve Alman
ekonomisi artık Almanların elinden çıkıp Yahudilerin eline geçmesine zemin
hazırlamıştır.
Hitler'in Almanya İmparatorluğu Fikri
Hitler aslında tüm
dünyaya hükmedecek bir Alman İmparatorluğu oluşturmaktan ziyade, onun asıl
amacı -milliyetçilik duygusunun üstün olması- Alman milletinin gururu ve
geleceği için, yüzyıllardır dünyada söz sahibi olan milletinin ırkını ve
istikbalini yeniden bir araya getirip, Avrupa topraklarındaki eski
hakimiyetine kavuşturmayı düşünmüştür. Hitler, Kavgam kitabında bunu söyle
açıklıyor: 'Bir milletin hayati kuvvetini ve bu kuvvet garanti altına
alınan hayat hakkını, günün birinde, Tanrı'nın yardımıyla, yapılması
gereken işi başarabilecek yeteneğe sahip bir kimse çıkarsa, bundan daha
güzel ve daha kutsal bir rastlantı olamaz.'[11]
Hakikaten çok büyük bir savaştan çıkmış bir Almanya ve Versailles
Antlaşmasıyla çok ağır şartları milleti sarsmış, savaş sonrası tüm dünyayı
etkileyen Büyük Buhranın meydana gelmesi, Avrupa'da söz sahibi bir ülkede
hasıl olacak faaliyetler (aynı yıllarda Anadolu topraklarındaki işgallere
karşı girişilen Kurtuluş Savaşı) silsilesini çok iyi düşünmek gerekir.
Bu konuda kanımca şunu belirtmek isterim: Hem Almanya olsun hem de Osmanlı
Devleti çok büyük bir savaşın arkasından gelen ağır savaş şartlarını
kabullenerek, o devletin milletine verilecek en büyük darbenin sahibinin,
devletin kendisi olması, düşmanı arkadan vurmaktan ziyade kendi milletini
hem de senin için yıllarca göğsünü gererek savaşmış milletini arkadan
vurmanın ne olduğunu düşünemiyorum. İşte bu yüzden Hitler'in (M. Kemal
Atatürk'ün milletinin gururu, ırkı ve istikbali için yaptıklarını
unutmalıyız ki) yaptıklarını, milletini seven bir evlat olmanın ona
verdiği bir borç olduğunu unutmamalıyız.
Hitler gerçekten bir dünya devleti kurmayı değil kendi sözlerinden de
anlaşıldığı üzere; kendi milletinin gururunu ve istikbalini düşünmüş bu
yolda ilerlemenin kutsal bir vazife olduğunu her zaman dile getirmiştir.
Ayrıca kendi vasiyetinde de bunu açık ve net bir biçimde ifade ediyor:
'Benim veya Almanya'da herhangi birinin 1939'da savaş istediği doğru
değildir. Savaşı sadece Yahudi asıllı yada Yahudi çıkarları için çalışan
uluslar arası devlet adamları istedi ve kışkırttı.'[12]
Nazizm
Fikrinin Doğuşu
Hitler'in Alman milletini
Yahudilerden temizlemek için giriştiği fikir; kimilerine göre Darvinizm
ile ırk arındırılması arasında benzerliği ve hatta Darvinist teoriyi
bilimselleştirerek tüm topluma uygulanacak geniş çaplı ve bilinçli bir
girişim olduğu belirterek Nazizm'in Darvinizm'le çok yakın bir ilişkisini
dile getirmişlerdir.
Hangi teoriye dayandırılırsa dayandırılsın Hitler Alman milletinin
istikbalinin bir mikroptan farksız gördüğü Yahudilerden ' hatta Yahudileri
bir zehirli mantar- gibi görerek, nasıl ki zehirli bir mantar bir kişiyi
yok ederse bir Yahudi de değil bir kişiyi, bir bölgeyi dahası bir milletin
sonunu getirecek bir millet olduğunu düşünmekteydi.
Hitler ne olursa olsun milletinin ırkının bir an önce temizlenmesi
gerektiğini ve ne pahasına olursa olsun tüm dünya buna karşı gelse bile
artık bunu, bir vatan görevi sayıp yola çıkmanın gerekliliğini ileri
sürmüştür.
Nasyonal Sosyalist
Fikrinin Ortaya Çıkışı
Hitler'in düşüncesi; Alman milletinin siyasi bakımdan tekrar canlanması,
yaşama iradelerinin tekrar dirilmesi ve güçlenmesi olarak görmüş ve
iradeyi yaşatmak içinde milletinin milli duygularına karşı olan sınıfı
millileştirmek olduğu kanaatindeydi. Bunun içinde genç bir hareket, büyük
halk topluluklarını toplamak için amansız bir mücadeleye girmesinin
zorunlu olduğunu hiçbir zaman söylemekten geri durmamıştır.
'Ekonomik yönden gelişmemizin faydaları bizi enternasyonali kontrol eden
efendilere götürecektir. Ayrıca ülkemizde bütün sosyal konulardaki tüm
ilerlemeler, çalışmalarımızın meyvesini bu efendilerin çıkarı için
olgunlaştıracaktır. Kültür incelemelerine gelince, bunları paylaşmada
Alman milletinin payına düşen bölüme el uzatamazlar. Bundan dolayı,
milletimizin büyük bölümü milli düşünceyle birleştirildiği zaman eğer
Almanya için bir istikbal görünüyorsa, bu büyük kitleyi saflarımıza
çekmek, bizim hareketimizin en büyük ve en önemli görevi sayılacaktır.
İşte bundan dolayı biz 1919 yılından bu yana, yeni hareketin her şeyden
önce kitleleri millileştirmek olduğuna inandık.'[13]
Yukarıda Hitler'inde söylediği gibi Nasyonal Sosyalist fikri bu şekilde
ortaya çıkmış ve bu yönde çok zor şartlar altında gelişerek ilerlemeye
devam etmiştir. İşte bu fikirlerine hiçbir şey engel olamaz düşüncesiyle
çıktıkları yolda ortaya çıkan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin
faaliyetleri gittikçe ilerlemeye başladı. Bu partinin programı, doğmakta
olan yeni devletin temellerini oluşturacaktır.
Bu partinin gerçek görevine gelecek olursak, 'dünyanın ırkçı bir bakışla
anlaşılmasını sağlamaktan ibarettir. Parti devrin çalışma realitelerini,
insanların ve bunların zaaflarını hesaba katarak, bunları siyasi bir
partinin ilkeleri haline getirir. Böylece Nasyonal Sosyalist Alman İşçi
Partisi güçlü bir teşkilat halinde, o felsefi anlayışıyla zaferinin
temellerini atar.'[14]
Bu kaos dolu günlerde siyasi mitingler karşıt grupların çatışmasına ve
birbirlerinin toplantılarına baskınlarına sahne oluyordu. Bu çatışmalar
ölümlerle sonuçlanıyordu. 'Konuşmacılarını ve üyelerini korumak için NSDAP
kendi Spor ve Jimnastik bölümünü kurdu. Daha sonra Ernst Röhm'ün idaresi
altında geliştirilip genişletilen bu bölüm Sturmabteilung - SA adını aldı.
Röhm lağvedilen Brigade Ehrhardt'ın komutanı Ehrhardt'ı da SA'ya katmak
istediyse de Ehrhardt Hitler'de fazla hoşlanmadığı için bu teklifi
reddetti. Ancak yerini alması için yardımcısı Johann Ulrich Klintzsch'i
gönderdi.'[15]
Hitler'in İktidara Gelişindeki Seçim Dönemi ve Gelişi
Nazi Partisi 1920-24
yılları arasında bir kuvvet olmuş; fakat 1924-29 yıllarında ise memleketin
ekonomik şartları nedeniyle gittikçe gerilemiştir. Nazi Partisi, 1924
Mayıs seçimlerinde 1.918.000 oy (%6.6) ve 32 milletvekilliği ile ilk defa
Alman parlamentosuna girmiştir. Almanya'ya yönelik olarak yapılan Dawes
Planının kabul edilmesiyle 1924 Aralık seçimlerinde, 309.000 oy (%3) ve 14
milletvekili almıştır. Giderek zayıflayan parti 1928 seçimlerinde, 810.000
oy ve12 milletvekilliğine gerilemiştir. Parti, Versay antlaşmasının
etkisi, Alman ırkının üstünlüğü ve Yahudi düşmanlığını ileri sürerek
yaptıkları sloganlar ve parti programlarıyla, tekrar ön plana çıkmıştır.
Eylül 1930'da Merkezin lideri Bruning'in birleştirme kapsamında yapılan
seçimler, Nazi partisi için büyük bir zafer olmuş ve birçok çevreden oy
almış, hatta birçok aydınlardan (avukat, doktor, işsiz üniversiteliler) da
aldığı oylarla 1928 seçimlerinin aksine 6.407.000 oy (%18.3) ile 107
milletvekili almış ve artık ikinci parti olmuştur.
Bruning istediğini elde edemeyince Nazi Partisini kuvvetlendirmeye devam
etti. 1931 martında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Mareşal
Hindenburg'a karşı, Nazi Partisi lideri Adolf Hitler'i çıkardı. Hindenburg
(%49.6) 18.651.497 oy alırken, Hitler (%30.1) 11.339.446 oy aldı. Oyların
çoğunluğunu alamayınca Nisan ayında yapılan seçimlerde Hindenburg
19.3593983 (%53) oyla Cumhurbaşkanı oldu. Hitler ise 13.418.547 oy (%36.8)
oy alarak oylarını iki milyon artırmış oldu.[16]
Hindenburg başa geçince, başbakanlıkta bulunan Schleicher'in işleri
yürütemediğini görerek onu alarak yerine Nazi Partisi lideri Hitler'i
başbakan yaptı. Nazi Partisi iktidarı ele geçirince parlamentoyu (Reichstag)
feshedip yeni bir seçime gitti. 1933 Martında yapılan seçimlerde çoğunluğu
elde edemeyince olağanüstü yetkiler elde etti ve birçok partiyi kapatarak
Nazi Partisi üstünlüğünü kurdu ve Nazi Almanya'sına Hitler III. Reich
adını verdi.
Artık Hitler'in önündeki engeller kalkmış ve bir an önce hedeflerini
gerçekleştirmeye başlamıştır bile.
SS
Örgütünün Ortaya Çıkışı
Münih Birahane Darbesi
'1923'te
Hitler Bavyera Freikorps Birliklerinin Başkanı oldu. Böylece milliyetçi
Bavyeralı'ların Reich'tan ayrılmalarını engelleyebileceğini düşündü. Bu
arada Ehrhardt Hitler'e karşı kin besliyordu ve Hitler'in birleşme
çağrısını reddetti. Buna rağmen Hitler hatırı sayılır bir çoğunluğa
hakimdi. Bavyera hükmet başkanı olan Ritter von Kahrın eyaletin
bağımsızlığını ilan etme çalışmalarına girdiğini haber alan Hitler 8 Kasım
1923 günü silahlı SA ve Freikorps'larla von Kahr ve taraftarlarının
bulunduğu binayı kuşattı. Bu arada binadan kaçmayı başaran von Kahr
Bavyera polisi ve ordusuyla bölgeye geri geldi. Meçhul bir silah ateşi
yüzünden çatışma çıktı bu sırada 14 SA militanı öldü, ki bunlar ilk Nazi
şehitleri olarak anılır, ve Göring yaralandı. Darbe başarısız olmuştu,
gene de bu tarih (9 Kasım) Nazi tarihinde şerefli bir yer teşkil etmiş ve
sürekli anılmıştır. Hitler tutuklandı ve 5 yıl hapse mahkum edildi, fakat
9 ay sonra (Aralık 1924) serbest bırakıldı. Göring'in sürgüne
yollanmasıyla SA başsız kaldı. Hitler hapisten çıkınca Röhm'ü SA'nın başı
ilan etti. Zaten Hitler hapisteyken Röhm SA'yı geliştirmeye devam etmiş,
darbe öncesi 2.000 olan üye sayısını 30.000'e çıkarmıştı. Röhm'ün SA
üzerindeki etkisi artınca Hitler onu görevinden aldı. (Nisan 1925)'[17]
SS
Doğuyor
Korumalarının darbede
göstermiş oldukları cesaretten etkilenen Hitler muhafız birimini
geliştirmeye karar verdi. Stosstrupp Adolf Hitler içinden tamamen seçkin
ve sadık 8 kişiden oluşan korumayı bu görev için seçti. 'Bu birimin
isminin Schutz Staffel - SS (koruma takımı) olmasını Göring tavsiye
etmiştir. Schreck bu seçkin birimin statülerini belirten bazı prensipler
ortaya koydu. SS için seçilecek kişilerin 25 ila 35 yaş arasında, sabıka
kaydı temiz, iyi huylu, sağlıklı ve fiziği güçlü olması gerekiyordu. Bu
kişiler partiye değil Adolf Hitler'e sadakat yemini ediyordu. SS ilk
komutanı Julius Schreck, Nisan 1926'da itibaren de Josef Berthold
oldu.'[18] İlk kurulduğu zaman her bölgede 10 muhafız ve 1 subaydan
oluşacak birimlerdi. (Başkent Berlin'de 20 muhafız ve 1 subay olması
öngörülmüştü.)
Silahlı
SS'in rolü
Hitler, SS'in yaratılış
amacını 1934 yılında Himmler'e bir konuşmaları sırasında şöyle
tanımlamıştı: 'Gelecekte Reich'imiz içerisinde SS, halkla olan
ilişkilerinde gerekli olan otoriteye ancak askeri karakterle sahip
olabilir. Şerefli askeri geçmişi ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi
(NSDAP) ilkeleriyle eğitilmiş, halkımız öyle bir askeri zihniyete sahip
olacaklardır ki, şişman ve tembel polis otoriteyi uygulayamayacaktır. Bu
sebeple SS ve polisimiz kendi bağımsız birimleriyle kendilerini cephede
kanıtlamak durumundadır tıpkı ordu gibi. Resmen silahlı SS'in birincil
rolü Führer'lerine hizmet etmek ve onu korumaktır. 1935'te SS'in savaş
zamanı orduya bağlanacağını belirtti. Himmler bundan pek memnun olmadı.
Bunun üzerine 1936'da daha net bir tanımlama yapıldı: SS'in rolü
Almanya'nın iç güvenliğini garanti etmektir, Wermacht'ın rolü ise Reich'ın
şerefini, büyüklüğünü ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı onu
korumaktır. Ulusal aciliyet durumunda SS iki şey için kullanılacaktır.
Askeri açıdan (cephede) ordu baş komutanlığı emrinde ordu çerçevesi içinde
askeri kanun ve yöntemlere bağlı kalacak, aynı zamanda politik açıdan
NSDAP'ye bağlı olacaktı ve cephe haricinde birimleri SS-Reichsführer'in
emrinde olacaktı.'[19]
Hitler'in İktidarı (1933-1939)
Hitler'in iktidara
gelişiyle birlikte Almanya'nın dış politikası da değişti. Dış politikası
üç aşamadan oluştu: 1-Versay Antlaşmasının kısıtlamalarından kurtulmak,
2-Bir Millet, Bir Devlet (Ein Volk, Ein Reich) ilkesinin gerçekleşmesi,
3-Hayat Sahası (Lebensraum) Alman milletine yaşam alanı oluşturmak.
Hitler'in ve Nazi Partisinin iktidara gelmesi birçok devlette endişe
uyandırdı. Versay Antlaşmasıyla Alman milletini zulüm içinde aç ve sefil
bırakmışlardı. Artık şimdi Versay'a karşı gelen ve onu kesinlikle
tanımayan yeni Reichstag'ın oluşması başta Fransa ve Rusya'nın aşırı
derecede korkmasına neden olmuştur.
Almanya'nın Versay Antlaşmasından kurtulması, sıkışmış olan Almanya'nın
Fransa'ya karşı girişeceği politikası, Fransa'nın Avrupa'daki üstünlüğü
sona erdirecektir.
Sovyet Rusya ise; komünistlerle mücadeleye başlayan Hitler iktidarının
daha da ileri giderek ateşin kendilerine sıçramasından korkmuşlar ve Rusya
için tehdit oluşturmaya başlamıştır.
Nazi Almanya'sının Versay'a karşı ilk yönettikleri hareket Avusturya'yı
ilhak etmesi olmuş, bunu da dışardan müdahale ile değil de içerdeki
Naziler sayesiyle gerçekleştirmek istemiştir. Bunda başarılı olamayarak
Avusturya ile anlaşma imzalamak zorunda kalmış ve artık kimse kimsenin
içişlerine karışmayacaktır.
Hitler iktidara gelişiyle silahlanmaya da önem vermesi, asker sayısını
artırması Versay'a açık bir şekilde karşı gelmiştir. Almanya'nın Versay
Antlaşmasını tek taraflı feshetmesi, Fransa ve İngiltere'nin tepkisini
çekmiştir.
Giderek artan tehditler devletleri ittifak yapmaya götürdü, ilk olarak da
Fransa ve Sovyetler işbirliğine girişmişler ve aralarında yaptıkları
ittifak, Almanya'da tepkiyle karşılanmış ve Locarno Anlaşmalarına aykırı
bulunmuştur.
Bu tepkilere karşılık vermek isteyen Nazi Almanya'sı çok iyi zaman
kollayarak, Milletler Cemiyetinin İtalya-Habeşistan sorunuyla uğraşması,
İngiltere ile İtalya'nın arasının bozulması ve İtalya yüzünden Fransa ve
İngiltere'nin arasının açılmasını fırsat bilerek, Ren boylarına Alman
askerlerini sokması Fransa'da ikinci bir tepkiye neden olmuş ve Fransa'nın
Avrupa hakimiyetine el uzatmıştır.
'İtalya Habeşistan'la uğraşırken işin içine birçok devletin karışması
İtalya cephesinde endişeye mahal verince Alman-İtalya ittifakının
kurulmasına neden olmuştur. II. Dünya savaşı sonuna kadar devem edecek
Berlin-Roma mihveri oluşmuş ve artık iki taraf içinde yararlı olacak
ittifakın oluşması iki tarafı da memnun etmiştir.'[20]
1936 Kasımında Berlin-Roma mihveri kurulurken bir yandan da Berlin-Tokyo
Mihveri, Almanya ile Japonya arasında Sovyet Rusya'ya ve milletlerarası
komünizm faaliyetlerine karşı, imzalanmış ve adı da Anti-Komintern
Pakt'tır.
Hitler Avusturya'yı ilhak etmeyi düşündüğünde, hemen kuvvet kullanarak
değil de Avusturya'da bulunan Naziler tarafından bu fikrini
gerçekleştirmeyi planladı. 1937 yılında Avusturya'da Naziler etkilerini
iyice artırmaya başladı bunlar devamlı Berlin'le irtibat halinde idiler.
Hitler Avusturya'da ve Çekoslovakya'da yaşayan Alman halkının bir hayli
fazla olduğunu bildiği için buraları işgal etmeyi düşündü. Zaten amacı da
tüm Alman halkının birleştirilmesi (Ein Volk, Ein Reich) idi. Fakat
Avusturya başbakanının yaptığı bir hareket Hitler'in düşüncesini
engellemiş ve metodunu değiştirmek zorunda bırakmıştır.
Alman orduları Avusturya sınırlarından girerek memleketi işgale başlamış,
12 mart günü Alman zırhlarının Viyana'ya girmesiyle Avusturya işgal
edilmişti. Hitler bu plana Anchluss ismini vermiş fakat hiçbir devlet buna
tepki göstermemişti.
Almanya'nın Avusturya'dan sonra Çekoslovakya'ya dönmesi ihtimali Sovyet
Rusya'yı endişelendirdi. Rusya bunun üzerine İngiltere ile Fransa'ya
başvurdu bunlardan yanıt alamayan Rusya, Almanya ile işbirliğine gitmeye
karar verdi.
Hitler için sıra Çekoslovakya'da bulunan Alman halkının kurtarılması
amacıyla Çekoslovakya'yı işgale gelmişti. Çekoslovakya'yı işgale başlayan
Nazi Almanya'sı, İngiltere ve Fransa devletini harekete geçirdi. Bu olayın
daha ileri gitmesini istemeyen Fransa ve İngiltere, İtalya'ya başvurarak
durumu yatıştırmaya gittiler ve daha sonra 29 Eylül 1938'de Münih
Konferansı yapıldı ve buna göre; Südetler Almanlara teslim edilecek ve
Çekoslovakya dağılacaktı. Çekoslovak ittifakı olan Sovyet Rusya'nın bu
konferansa çağrılmaması hem Rusya'nın itibarını zedelemiş hem de İngiltere
ve Fransa ittifakını sona erdirmiştir. Bunun üzerine Sovyetler Almanlarla
işbirliğine daha ağırlık vermiştir.
'Almanya'nın 1938 Martında Avusturya'yı ilhakı Nazi Almanya'sının dış
politikasında bir dönüm noktası olduğu kadar bunun sonucu olarak da iki
savaş arasında da önemli bir yer teşkil etmiştir. Almanya'nın 1935'ten
beri silahlanmaya başlaması ve Ren bölgesine askerlerini sokması,
Almanya'yı Versay'ın ağır şartlarından kurtaran olaylar olmuştur. Artık
Hitler bir Millet bir devlet anlayışı olan ikinci aşamasına geçebilirdi.
Bu da önce Avusturya'ya sonra Çekoslovakya'ya son olarak da Polonya'yı
işgal etmesiyle son bularak zincirin halkası tamamlanıp üçüncü aşamaya
geçmek kalıyordu.'[21]
Sovyet Rusya Almanya ile bir saldırmazlık paktı imzalayıp kendisini ne
kadar bu zincirin halkasından uzak tutmak istese de II. Dünya Savaşı
çıktığında Almanya Moskova'ya çoktan girmiş olacaktı; fakat aralarındaki
bu pakt bir müddet için iki tarafı da rahatlatacaktı. Almanya Rusya'yla
girişeceği bir ittifakla hedefini Fransa'ya çevirecek, Rusya ise
Almanya'dan gelecek tehdidi önlemiş olacaktı.
Hitler'in önünde Polonya'yı almak için artık bir engel kalmamış,
Polonya'nın da Batılı devletlerin desteğini alarak kendisini Almanya'ya
karşı koyma politikasına girişmesi Hitler'i iyice sinirlendirerek 1 Eylül
1939 günü Polonya topraklarına girmeye başladı. Polonya Batılı devletlerin
verdiği garantiyi yerine getirmesini istedi; bunun üzerine İngiltere ve
Fransa Almanya'ya bir ültimatom vererek geri çekilmesini istedi; ancak
Hitler buna cevap bile vermedi. Bunun üzerine 3 Eylül 1939 günü İngiltere
ve Fransa Almanya'ya savaş ilan ederek II. Dünya Savaşını başlatmış
oldular.
Hitler'in Yahudi
Düşmanlığı
Hitler Yahudi kelimesini aile içinde değil, bilakis on dört on beş
yaşlarında ve yoğun olarak siyaset konuşulduğu sıralarda duymaya başladı.
O yıllarda meseleye başka açıdan baktığından, dini inançlar gereği yapılan
kavgalara kötü hisler besliyordu. Yahudilerin bir takım aktiviteler
(sanatta, edebiyat, tiyatro etkinlikleri ve basındaki yazılar) göstermesi
ve basında çıkan yayınlarda gözüne çarpan tuhaf yazılar, Yahudilere olan
düncelerini değiştirmesine sebep olmuştu. 'Herhangi bir sosyal ve özel
hayatta ne biçimde bir pislik ve karanlık olmasın ki, ona bir Yahudi
parmağı bulaşmamış olsun. Bu çeşit bir yaraya bıçak vurulduğunda ortaya
bir vücutta yoğunlaşmış solucanlar gibi, gözleri kamaşmış halde çıfıt
Yahudiler çıkıyordu. Sanatsal faaliyetlerde bulunan bu adamlar, sanki bir
püskürtme aleti gibi bütün pisliklerini insanlığın üzerine
boşaltıyordu.'[22]
'O yılarda yayınlanan eserlerde Yahudiler ön planda tutularak Almanlar
hakkında atıp tutuluyor ve hatta hiç kimseye bu kadar kötü söz sarf
etmiyorlardı. Faziletin büyük şehrin bataklığı içinde isyan edilmesi
biçimde istismar edilmesi o hayasız ve duygusuz Yahudilerin organize
ettiğini gördüğümde tüylerim diken diken olmuş halde dehşet bir kin
kasırgasına tutuldum. Bundan böyle Yahudi meselesini kendime bir vatan
görevi olarak kabul ettim.'[23]
O yıllarda zorla okuduğu yalnızca içindeki pislikleri görmek için aldığı
Marksist basının yazılarını ve Sosyal-Demokrat bildirilerini, şiddetle
okuyarak içindeki kini daha fazla arttı ve bunların yazarlarına baktığında
hepsinin Yahudi olduğunu fark etti.
'Ağızlarından, bir dakika önce çıkan sözleri, bir dakika sonra inkar
ederek gerçekleri altüst eden bu adamlar karşısında durmak neredeyse hayal
gibi görünüyordu.'[24]
Bu fikirleri öyle bir safhaya geldi ki bir kasırga haline dönüştü ve
giderek daha da şiddetlenince tutucu bir Yahudi düşmanı kesildi.
Marksizm'in Yahudi inancı ise tamamen çok farklı bir boyut taşıyordu.
Onlara göre ırk olgusu ve ırk üstünlüğü bir kenara itilerek, insanın
bireysel değeri yoktur. Bu düşünceden yola çıkarak dünya hayatının esası
kabul edilirse, bu bütün düzenin sonu demektir. 'Yahudiler, bu dünyada
yaşayan milletler üzerinde Marksizm sayesinde bir zafer kazanacak
olurlarsa, kazandıkları başarı ancak insanlığın cenaze merasimi olurdu,
ondan sonra gezegenimiz milyonlarca olurdu ve insansız kalmaya mahkum
olacaktı.'[25]
İşte bu sebeple Adolf Hitler'in baş koymuş olduğu bu savaş yolu, hem
ırkının geleceği için hem de yaratıcının kanunları gereği, kendisinin
yerine getirmesi gereken bir vazife niteliğinde kabul etmiştir.
'İsrail devletinin ilk yöneticisi olan Ben Gurion Siyonistlere yaptığı bir
konuşmasında; Eğer bilsem ki hepsini İngiltere'ye götürerek bütün Yahudi
çocuklarının tamamını kurtaracağım; İsrail toprağına götürerek de ancak
yarısını kurtaracağım, ben ikincisini tercih ederim. Zira bizler yalnızca
çocukların hayatını değil, İsrail halkının tarihini de düşünmek
zorundayız.'[26] Burada açıkça Yahudilerin kurtarılmasından çok, önemli
olan Yahudi devletinin kurulması onlara göre daha fazla önemliydi.
Der Strumer'in yayıncısı Julious Streicher'in Nazi kitabında Yahudi
meselesini, Zehirli Mantar Hikayesi olarak anlatmıştır. Bu hikayenin
kısaca anlatmak istediği; Zehirli Mantar nasıl bir anda bir aileyi yok
edebiliyorsa, bir Yahudi de, bir köyü, bir şehri ve hatta bir milleti yok
edebilir. Alman gençleri zehirli Yahudileri tanımalıdır. Yahudilerin Alman
halkı ve tüm dünya için ne kadar büyük bir tehlike olduklarını öğrenmeli
ve onların insan şeklindeki şeytanlar olduğunu bilmelidir.
Bizlere anlatılmayan ve bilinmeyen tarihteki gerçeklere gelince;
'Birkenau-Auschwitz levhasını değiştirip ölü sayısının 4 milyondan 1
milyona indirilmesi,
Dachau 'Gaz odası'nın levhasının değiştirilip bunun hiçbir zaman faaliyete
geçmediğini açıklamak,
Paris'teki 'Velodrome d'Hiver' levhasının da değiştirilip ilk yazdığı gibi
30.000 Yahudi'nin ölmediği, 8.160 olarak yenisini asmak'[27] Hitler'in
gerçekten yapmış olduğu katliamın aşırı derecede tüyler ürpertici
olmadığını, bizzat araştırmacıların ve yazarların yaptığı incelemeler
sonucunda ortaya çıkmıştır.
Ne yazıldığı gibi 'Gaz odası'nın olmadığı ne de verilen ölü sayısının
gerçekleri yansıtmadığını anlamamak için hiçbir şey okumadan, dinlemeden
sadece basma kalıp sözler arkasında önyargı oluşturmak, tamamen
insafsızlıktan başka bir şey olamaz.
Hitler'in gerçekten söylenen kadar Yahudi katliamı olduğu doğruysa
kınıyorum, fakat kınamamın tek sebebi katliamdaki ölenlerin insan
olmasından başka hiçbir şey olamaz, aksi takdirde ölen Yahudiler için aynı
şeyi söyleyemeyeceğim. O yıllarda ve hatta şimdi bile Hitler yerinde ben
olsaydım aynısını yapardım.
I.
Dünya Savaşı ve Hitler (1939-1941)
1 eylül 1939 sabahı
Almanların Polonya'yı işgale başlaması karşısında daha fazla dayanamayan,
ittifaklara ve garantilere rağmen İngiltere ve Fransa Polonya'nın
yardımına gidememesi nedeniyle Polonya alman ordularına boyun eğmek
zorunda kaldı. Bu arada bunu fırsat bilen ve yıllardır sıcak denizlere
inme politikası izleyen Rusya ise; Polonya'nın Vilna bölgesinin
etkinliğini alması, Estonya'da bir Rus üssünün bulunacağı ve oradan da
Finlandiya'ya doğru ilerlemesi ile uğraşırken, Hitler bu Fin-Rus
mücadelesini tepkiyle karşılamıştır. Ve bu olay ileride Almanların
Rusya'ya saldırmasına neden olacaktır.
Hitler, Polonya meselesinden sonra hedefini batıya çevirerek İngiltere ve
Fransa'ya yönelmiştir. Artık geriye Hitler için iki sorun kalmıştır;
denizlerden İngiltere'yi çevreleyip saldırmak; Fransa'yı ele geçirmek.
Hitler İngiltere'nin denizlerdeki üstünlüğünü fark etmesiyle o işi sonraya
bırakıp öncelikli olarak Fransa'ya doğru ilerlemeye başladı. 9 Nisan 1940
günü harekete geçen Almanlar bir günde Danimarka ve Norveç'i işgal etti.
Almanya doğu ve kuzeyi güvenlik altına almış ve batıya ilerleme zamanı
gelmişti ve hedefi Belçika ve Hollanda yönünde oldu. 10 Mayıs 1940 günü
sabahın erken saatlerinde buralara çoktan girmişti bile. Fransa, İngiltere
ve Amerika'dan yardım geleceğini düşünmüş fakat İngilizlerin Fransa'dan
sonra rotanın kendileri olacağını bildikleri için Fransa'ya yardım
edememesi üzerine, 22 Haziran 1940'da Almanya ile mütareke etmek durumunda
kaldı. Buna göre; Almanya, İngiltere'yi yalnız bırakma ve ona barışı sunma
düşüncesiyle Fransa'da bağımsız hükümet kurulmasını kabul etti. Fransa bir
kısım toprağını İtalya'ya, diğer bir kısmını da Almanların nüfuzuna
bıraktı. İngiltere, Almanların Fransız donanmalarına el koyacağı
düşüncesiyle Fransa'nın Cezayir'deki donanmalarını batırdı.
Sıra İngiltere'ye gelmişti yalnız Hitler'in başından beri düşüncesi
buranın bir ada devleti olması ve çok güçlü deniz gücüne sahip bulunması
nedeniyle burayı ancak istila etmekle mümkün olacağını anladıktan sonra,
buralara aralıksız bombardımanların devam etmesini düşündü. Yalnız
Hitler'in bu planından (Seelöwe) önce İngiltere'ye birkaç kez barış
teklifi götürmüş bundan sonuç alamayan Hitler, 13 Ağustos 1940'da Alman
uçaklarıyla bombardımana başlamıştır. Her iki tarafında ağır kayıplar
alması; fakat Almanya'nın daha fazla hasarı bulunması nedeniyle çıkarma
yapılamamış muharebe İngiliz leyine sonuçlanmıştır.
Bunu üzerine Hitler artık önlem alma zamanı geldiğini anlayınca İtalya,
Japonya ve Almanya arasında Üçlü Pakt (27 Eylül 1940) denen ittifak
anlaşmasını yaptı. Bunun amacı yeni düzen kurulması görevi Avrupa'da
Almanya ve İtalya'ya; Doğu Asya'da ise Japonya'ya verildi. Almanya Sovyet
Rusya'yı bu Üçlü Pakta sokabilirse her şey yola girecekti; fakat istediği
olmadı. Bunun da nedeni Rusya'nın sıcak sulara inmesinde yıllardır
kullanmak isteği Balkanların hakimiyetinin Almanya'ya geçmesini
istemiyordu. Zaten 23 Ağustos 1939'daki Rus-Alman Saldırmazlık Paktının
Rusya için önemi de şu yöndeydi: Almanya'dan yararlanarak Rus emperyalist
genişlemesini gerçekleştirmek, sonra da Batıyla Alman'ları karşı karşıya
bırakıp yıpratmak ve bu arada da kendisi güçlenerek (zaten Avrupalı
Devletler yeterince yıpranacak düşüncesi) dünya düzenine giden yolda
ilerlemeye başlamak ve bu hayalini gerçekleştirmekti. Bu sebeple Rusya bu
pakta girmeyerek Almanya'nın tepkisini aldı ve Almanya 22 Haziran 1941'de
savaş açtı. Tabi ki bu kontrolün el değiştirmesine neden oldu, artık
Batılılarla işbirliği sırası Rusya'ya gelmişti, bu da Almanya'nın
üstünlüğünü sona erdirmeye başladı.
Hitler
Almanya'sının Sona Ermesi (1941-1945)
Almanya ile Sovyet Rusya
arasında savaşın çıkması üzerine, ortaya hem İngiltere'yi hem de Rusya'yı
karşısına alan ortak bir düşman bulunmaktadır. Bu yüzden aralarında
işbirliği yapmamak için hiçbir neden yoktu. Bunu üzerine Rusya ile
İngiltere arasında 12 Temmuz 1941'de yapılan Ortak Hareket Anlaşmasına
göre; birbirlerine her türlü yardım yapmayı ve Almanya'yla barış
imzalamamayı garanti verdiler. Bu olaylar oluşurken Amerika'nın da savaşa
katılmasıyla (daha önce de I. Dünya Savaşında olduğu gibi) hem İngiltere
hem de Amerika Rusya'ya kapsamlı bir askeri yardım yapmaya başladı.
Amerika'nın savaşa katılmasıyla savaşta dengeler yer değiştirmiş ve
Almanya saldırı konumundan savunma konumuna geçmiştir.
Amerika'nın savaşa katılmasının asıl nedenleri ise; Japonya'nın Almanya
ile 1940'da imzaladığı Üçlü Pakta katılması ve Almanya'nın Rusya'ya savaş
açmış olması ve Rusya'nın savaşta Batılı Devletlerle işbirliğine girmesi
olmuştur.
'7 Aralık 1941'de Pazar günü sabah saatlerinde, Japon uçak gemilerinden
havalanan 360'ın üzerinde savaş uçağı, Hawaii Adaları'ndaki Pearl Harbor
deniz üssünde bulunan ABD savaş gemilerine saldırdı. Japonlar
bombaladıkları sekiz savaş gemisinden altısını batırdı yada çalışamaz
duruma getirdi; ama üssün kendisi pek zarar görmedi. Uçak gemileri o anda
başka bir yerde olduğu için bu saldırıdan kurtuldu. Bu olay üzerine ABD
kongresi, 8 Aralık 1941'de Japonya'ya, üç gün sonra da Almanya ve
İtalya'ya savaş ilan etti.'[28]
1942 sonlarına doğru Almanya Rusya'yı yenebilmek için Stalingrad'ın
düşürülmesi gerektiği görüşü üzerine, buraya taarruza başladı. Hitler'in
hesaba katmadığı, Rusya'nın ağır hava koşulları tüm Alman planlarını ters
düz etmiş ve çok kötü bir darbe alarak, Almanlar gerileme sürecine girmiş,
Rusya ise tam tersine ilerlemeye başlamıştır. 1943 yılında tüm
Kafkasya'dan Almanlar temizlenmiş ve Alman tehdidi bertaraf edilmiştir.
1942 yılından sonra Amerika'nın savaşa girmesi ve İngiltere'nin de savaşta
Ruslarla beraber verdiği mücadele sonunda, müttefiklere karşı ağır
kayıplar veren Almanlar iyice geri çekilmiştir. 1943, 1944 ve 1945 yılında
Almanların verdiği kayıplara karşılık müttefiklerin kayıpları da artmış,
fakat buna karşılık müttefikler tekrar yenilerini (1945'te Almanya 153
denizaltı kaybetmiş buna karşılık Müttefikler ise 458.000 ton gemi
kaybetmiş buna karşılık 3.800.000 ton gemi yapmışlar)[29] yapmakta
gecikmediler.
İtalya'nın Kuzey Afrika'da etkili olamaması ve Rus-Alman savaşının çıkması
yüzünden Almanya buraya askeri destek gönderemedi. Kuzey Afrika'nın
sahipsiz kalması üzerine Müttefikler Akdeniz'in güney kıyılarına egemen
olmuşlardı. Kuzey Afrika'yı ele geçiren Müttefikler, 10 Temmuz 1943'te
İtalya'yı işgal etti. İtalya içerde iyice karıştı ve Müttefiklerle yaptığı
mütareke sonucu savaştan çekildiğini ilan etti.
İtalya'nın savaştan çekilmesi Almanya için bir darbe, Yunanistan ve
Yugoslavya için ise milli kurtuluş hareketlerinin başlaması
niteliğindeydi. Akdeniz tamamen Müttefiklerin eline giriyor ve Almanya
bundan İtalya sayesinde mahrum kalıyordu.
Almanya'nın Stalingrad muharebesini kaybetmesi, doğu cephesinden geri
çekilmesi, Kuzey Afrika'nın Müttefiklerin eline geçmesi ve İtalya'nın
çöküşü ile İtalya'da milliyetçilik hareketlerinin artması, 1943 yılının II.
Dünya Savaşının dönüm noktasını oluşturmuştur.
Savaşın etki alanının artması ve daha da uzayacağı üzerine müttefikler
arasında bazı konferanslar yapmışlardır. Bunlar; Kazablanka Konferansı
(Almanya'ya karşı ikinci bir cephenin açılması ve Alman baskılarını
hafifletmek amacıyla), Vaşington Konferansı (Kuzey Afrika'nın tasfiyesi
halinde alınacak tedbirler), Kubek Konferansı (İtalya'da ortaya çıkan yeni
durum karşısında ikinci cephenin nerede açılacağı üzerine), Moskova
Konferansı (Amerika'nın savaşa girmesi ile Rusya'ya yapılacak yardım ve
savaşın bir an önce bitirilmesi), Kahire Konferansında (ikinci cephenin
Balkanlarda açılması konuşulmuş) ve Tahran Konferansında ise (ikinci
cephenin bir an önce açılması ve Türkiye'nin de savaşa katılması ve
savaştan sonra yeni bir barışın korunması için milletlerarası bir
kuruluşun kurulması) kararlaştırılmıştır.
Stalingrad muharebesinden sonra Almanlar gerilemeye başlamış, Rusların
genel bir taarruza kalkması üzerine Almanya'nın gerilemesi hızlanmış ve
Rusya savaş öncesi topraklarına kavuşmuştur. Almanya yenilgiye doğru yol
alırken, Sovyet Rusya da komünizmin Avrupa'daki üstünlüğünü sağlayacak
tedbirleri almakla uğraşıyordu.
Almanların sert direnişi Ağustos başlarına kadar devam etmiş, bu direniş
yıkıldıktan sonra Müttefiklerin ilerleyişi iyice hızlanarak 24 Ağustosta
Paris'e, 3 Eylül'de de Brüksel'e ve Amsterdam'a girdiler. 26 Eylül'de
artık Ren nehri aşılıyor ve Almanya topraklarına giriliyordu.
İkinci cephenin açılması ile Almanya'nın kurtuluş için çaresi kalmamış,
Müttefikler batıdan ve doğudan Almanya'yı kuşatmışlardı. Müttefikler
Berlin'e girmişlerdir, artık Almanya tamamen kuşatılmıştır. 30 Nisan 1945
günü Hitler sevgilisi Eva Braun ile ortadan kaybolmuş (Bazı araştırmacılar
intihar ettiğini yazıyor.) yerine Amiral Doenitz geçmişti. Berlin ve Alman
kuvvetleri teslim oldu ve Doenitz 7 Mayıs 1945 günü kayıtsız şartsız
teslim olma belgesini imzaladı.
Postdam Konferansı: Almanya'nın savaştan çekilmesi Avrupa'da bir boşluk
oluşturmuştu, bunun üzerine bu konferans toplanmıştır. Buna göre;
'Almanya'daki bütün Nazi teşekkülleri ortadan kaldırılarak, Alman savaş
sanayinin barış ekonomisinin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde organize
edilmesine beraberce çalışacaklardı. İngiltere ve Amerika, Alman
endüstrisinin kökünden yıkılmasına engel olmuşlar. Savaş suçluları
yargılanacaktı ve Alman donanmasının tamamı tahrip edilecekti.'[30]
Postdam Konferansı Almanya'nın geleceği ve doğu Avrupa ülkeleri için
önemli neticeler yaratmıştır. Topyekün savaş (total war) niteliğindeki
İkinci Dünya Savaşı, askerlik tekniği yönünden de çok önemli sonuçlar
vermiştir. Tank ve zırhlı araçlar çok geniş ölçüde kullanılmış, hava
kuvvetleri de hayati önemde olduklarını ispatlamışlar ve en büyük rolü
oynamışlardır. Denizaltı savaşları da bu silahın etkinliğini ortaya
koymuştur. Ayrıca uçak gemileri Pasifik savaşında, bunların gelecek için
ne kadar kıymetli ve vurucu bir silah olduğunu ispatlamıştır.
'V-1 ve V-2; "Pilotsuz uçak" denilen Alman füzelerinin de kullanıldığı bu
savaşın en önemli askeri neticesi kuşkusuz, atom bombasının yapılması ve
kullanılması olmuştur.'[31]
Savaş sonucu; Almanya, Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmış, Doğu Avrupa
ülkelerinde (Polonya, Romanya, Macaristan, Çekoslovakya, Bulgaristan,
Arnavutluk) komünist rejim kurulmuş, Çin'de yıllardan beri süren komünist
ihtilal birkaç sene içinde başarıya ulaşarak, bu ülke de komünist rejimi
benimsemiştir.
Kaynaklar
KİTAPLAR:
ALTINDAL, Aytunç, Bilinmeyen Hitler, Ankara: Yeni Avrasya Yayınları, 2002
ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınevi, 2002
CANŞEN, Efgan, Hitler'den Torunlarına, İstanbul: Göçebe Yayınları, 1999
GARAUDY, Roger, İsrail, Mitler ve Terör, İstanbul: Pınar Yayınları, 2000
HİTLER, Adolf, Kavgam, İstanbul: Kum Saati Yayınları, 2002
LUKACS, John, 20. Yüzyılın ve Modern Çağın Sonu, İstanbul: Bilgin
Yayıncılık, 1994
MAKALELER:
http://www.worldzone.net/art/2dunyasavasi/ss/waffenssana/ssorgutunundoğusu1.htm
http://www.worldzone.net/art/2dunyasavasi/ss/waffenssana/ssorgutunundoğusu2.htm
http://www.kurtulus-online.com/index200004_2/nazivahsetiyletarihinenkanli.htm
http://www.worldzone.net/art/2dunyasavasi/ikincidunyasavasi.htm
http://www.filozof.tripod.com/nazi1.html
http://www.hitler.org/mypoliticaltestament.htm
http://worldzone.net/art/2dunyasavasi/makaleler/deutschland.htm
http://www.fly.to/batistutazz/ikincidunyasavasi.html
[1] HİTLER Adolf, Kavgam, 16. baskı, Kum saati yayınları, İstanbul, s.143
[2] HİTLER, a.g.e, s.150
[3] HİTLER, a.g.e, s.190
[4] HİTLER, a.g.e, s.189
[5] HİTLER, a.g.e, s.307
[6] HİTLER, a.g.e, s.395
[7] Prof. Dr. ARMAOĞLU Fahir, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, Genişletilmiş 13.
baskı, Alkım Yayınevi, Ankara, s.147.
[8] HİTLER, a.g.e, s.50
[9] Geniş bilgi için bakınız. GARAUDY Roger, İsrail, Mitler ve Terör,
Genişletilmiş 5. baskı, İstanbul, 2000
[10] Nazi Vahşetiyle Tarihin En Kanlı Sayfalarında Yer Alan Bir Ülke
Almanya,
www.kurtulus-online.com/
NAZİ VAHŞETİYLE TARİHİN EN KANLI.htm
[11] HİTLER, a.g.e, s.463
[12] Adolf HİTLER, Siyasi Vasiyetim,
www.hitler.org/My
Political Testament.htm
[13] HİTLER, a.g.e, s.308
[14] HİTLER, a.g.e, s.344
[15] SS Örgütünün Doğuşu,
www.http://worldzone.net/art/2dunyasavasi/ss/waffenssana/SS
Örgütünün Doğuşu.htm
[16] Burada yer alan seçim sonuçlarının ayrıntıları için bakınız. CANŞEN
Efgan, Hitler'den Torunlarına,
[17] SS Örgütünün Doğuşu, a.g.m
[18] SS Örgütünün Doğuşu, a.g.m
[19] SS Örgütünün Doğuşu, a.g.m
[20] ARMAOĞLU, a.g.e, s.259
[21] ARMAOĞLU, a.g.e, s.277
[22] HİTLER, a.g.e, s.50
[23] HİTLER, a.g.e, s.52
[24] HİTLER, a.g.e, s.55
[25] HİTLER, a.g.e, s.56
[26] GARAUDY, a.g.e, s.65
[27] GARAUDY, a.g.e, s.148
[28] İkinci Dünya Savaşı,
www.http://worldzone.net/art/2dunyasavasi.htm
[29] ARMAOĞLU,
a.g.e, s.385
[30] ARMAOĞLU, a.g.e, s.404
[31] İkinci Dünya Savaşı, a.g.m.
Kaynak :
turkcebilgi.com