Acta est fabula (oyun bitti)
Sevenlerinin kendilerini alıştırmaları gerek.
Asteriks uzun bir aradan sonra geçen hafta 27 ülkede birden satışa sunulan
33'üncü albümüyle hasret gidermiyor veda ediyor.
Benim adım Obelix. "Menhir'' yontucusuyum.
Hayır efendim, ne şişmanım, ne de şişko. Sadece biraz göbekliyim ya da
iri-yarı. Dikine çizgili askılar takarım çünkü daha ince gösteriyor.
Romalılar'la dövüşmeyi çok severim. Özellikle genç ve diri olanlarla.
Çünkü hiç değilse iki-üç yumruğa dayanıyorlar. Yorgunları ve bezginleri
tek yumrukta düşüveriyor. İnsan kavganın tadını çıkaramıyor Benim adım
Idefix. Çok çabuk yabancı dil öğrenirim. Ana dilim Galyaca'dan Latince'ye,
Yunanca'dan İberce'ye kadar birçok dilde havlayabilirim. Doğaya aşığım, ne
zaman kesilmiş bir ağaç görsem ağlarım. Obelix'e çok bağlıyım ama onun
aşık olduğu dönemlerden nefret ederim. Çünkü o zaman sürekli zırlar, gözü
beni bile görmez
Benim
adım Asterix. Galyalı savaşçıyım. Kleopatra ve Falbala'ya vurgunum. Coriza
ile Maestria ise bana vurgunlar. Karakterim: Evet, inatçıyım. Ama aynı
zamanda cömertim, cesurum, zekiyim ve dost canlısıyım. "Sihirli iksir"
mataramı hiç yanımdan ayırmam. Ruh halimdeki değişimleri kaskımın iki
yanındaki tüylerin yönüne bakarak anlayabilirsiniz. Benim adım Sezar. Roma
imparatoruyum. Tüm Galya'yı fethettim... Şey bir köy hariç. İsa'dan önce
15 Mart 44'te senatonun merdivenlerinde öldürüldüm. Evlatlığım Brütüs son
darbeyi indirirken ağzımdan çıkan sözlerin sırrı hâlâ çözülemedi: "Kai su,
teknon''. Yunanca. 'Sen de oğlum' demek. Kimilerine göre, 'Sen de mi bana
karşıydın' demek istedim, kimilerine göre 'Sen de öleceksin', kimilerince
'Sen de imparator olunca göreceksin', kimilerince ise 'Sen de
öldürüleceksin.' Sizce hangisi olabilir?
"İsa'dan önce 50 yılı. Tüm Galya,
Romalılar'ın işgali altında. Tüm? Yooo! Küçük bir Galya köyü işgalciye
hâlâ -ve her zaman direnmeye devam ediyor." 33'üncü albümün kapağını
çevirdim ve -şiir kadar güzel- o ilk sayfayı gözüm kapalı tekrarladım.
Büyük bir keyifle. Ab imo pectore, yani kalbimin ta derinliklerinden.
Söylemesi ayıp olmazsa; yukarıda çevirisini aktardığım paragrafın
Fransızca'sını (İzin verin, hiç değilse bu müthiş "olay"da
Frankofonluğumuzun bir faydasını görelim. Şu AB sürecinde, 3 Ekim'e kadar
hem sağdan hem soldan ve de hem Türkiye'den hem Fransa'dan yemediğimiz
dayak kalmadı): "50 ans avant Jesus-Christ, toute la Gaule est occupee par
les Romains. Toute? Non! Un petit village gaulois resiste encore et
toujours a l'envahisseur." Sonra bir sayfa daha çevirdim. Her öyküde
tekrarlanan ve yine ayrıntılarına kadar ezberlediğim ilk kareyi çok eski
bir dosta -bir kez daha- kavuşmanın sıcaklığıyla okumaya başladım:
Bembeyaz kaftanı ve uzuuun beyaz sakalıyla "Druide" (büyücü-rahip)
Panoramix (Türkçe'ye önceleri "Büyüfiks" diye aktarıldı, şimdilerde galiba
"Hokusfokus" deniyor) yine kulübesinde, ormandan topladığı ot, bitki ve
yapraklarla köy halkının gücünü ona katlayan ve böylece Romalılar'a
direnmelerini sağlayan sihirli iksirini, yani kudret şerbetini hazırlıyor.
ÇEVRECİ KÖPEK
Sırtında birkaç ton ağırlığında ama ona tüy kadar
hafif gelen "menhir" (yontulmuş kaya ya da anıt kaya, yani Bizans
döneminde İstanbul'un tüm meydanlarını ve caddelerini süsleyen, günümüzde
sadece Sultanahmet Meydanı'ndaki eski hipodrom alanında ve Çemberlitaş'ta
kalmış obelisk'lerin ham hali) ile Obelix (Türkçe çevirilerinde Oburiks)
yine kazanın başında, yalanarak iksirin kaynamasını bekliyor. Dünyanın ilk
çevreci köpeği, miniminnacık Idefix de hem kazandan yükselen dumanı
kokluyor hem de keyifle kuyruğunu sallıyor. Panoramix yine aynı uyarıyı
yapıyor: "Hayır Obelix, sana yok. Çünkü küçükken kazanın içine düştün. Sen
iksirin kalıcı etkisine ve gücüne sahipsin." Panoramix aslında sadece
koskoca Roma'ya ve İmparator Sezar'a kafa tutan küçücük bir Galya köyünün
direnişçilerine değil, bize de hazırlıyor sihirli iksirini. Kazanı ilk
kaynattığı 1960'ların sakin, huzurlu günlerinin (aslında gençliğinin)
özlemini çeken, o yılların tanığı dostlarının ve de gücünün- kuvvetinin
epeycesini yitirmiş bizlere de... Eee ne dersiniz, sic transit gloria
mundi... (Dünyada şan gelip geçici...)
Çağımızın en canlı sanal kahramanı Asteriks'in
33'üncü albümünün çıkması bizi bu duygusal satırları yazm aya yöneltti. Ya
da zorladı. Ve de bu albümde bir dönemin sonunun geldiğini hissetmemiz
gözlerimizi nemlendirdi. İlk kitaptan bu yana Galya köyünün şefi
Abraracourcix'in (Türkçe'de "Sıvanmış kol" anlamına geliyor ama "Toptoriks"
adı uygun görülmüş) uykularını kaçıran bir korkusu vardı: Gökkubbenin
başına yıkılması. Bu albümde işte o korku gerçeğe dönüştü. Neredeyse ilk
sayının kapak deseninin tıpkısıyla çıkan 33'üncü albümde, "Gökkubbe başına
yıkılınca" başlığıyla uzaylıların o şanlı direnişçilerin köyünü istilası
anlatılıyor. Ve bu istila Obelix'in dehşetle ormanda yaban domuzlarının
taş kesildiklerini görmesiyle ortaya çıkıyor. Bu tıpkıbasım kapak aslında,
Asteriks ve arkadaşlarının da yazarı ve çizeri 78 yaşındaki Albert
Uderzo'nun da sahneden çekilmeye hazırlandıkları mesajını veriyor.
Hüzünle. Alıştıra alıştıra. "Vis comica"nın (güldürme yeteneği) sonu mu?
Dünya, Asteriks ve arkadaşlarıyla 29 Ekim 1959'da tanıştı. Tam da
Türkiye'nin Cumhuriyet'in 36'ncı yıldönümünü kutladığı sırada. O gün çizgi
roman dergisi "Pilote"ta ilk macerası yayınlandı. Red Kit'i ve maceraları
Türkçe'ye "Pıtırcık" diye çevrilen Le Petit Nicholas'yı da yaratan hem
yazar hem mizahçı hem de çizgi roman senaristi büyük usta Rene Goscinny
yazıyor, Albert Uderzo da çiziyordu. İlgiyle karşılanınca, her sayıda bir
bölümü verilen ilk macera 1961'de albümde toplandı: Galyalı Asteriks. Ama
sadece 6 bin adet satabildi. İki yıl sonra 1963'te, "Altın Orak" adlı
ikinci albüme ise topu topu 20 bin okur ilgi gösterdi. Ama onu izleyen
"Şeflerin Savaşı" inanılmaz bir patlama yaptı: 400 bin adet! Audaces
fortuna juvat! (Şans ihtiraslılara güler!) Asteriks artık ulusal
kahramandı. 1965'te uzaya gönderilen ilk Fransız uydusuna onun adı
verildi. Ertesi yıl ünlü ve ciddi "Time" dergisinin kapağını Galyalı o
ufak-tefek ama korkusuz, vurdu mu çökerten savaşçı süsledi. Ve de
Cumhurbaşkanı General Charles de Gaulle bir bakanlar kurulu toplantısına
koltuğunun altında Asteriks albümüyle girdi. Gözlerini bakanlarının
üstünde gezdirdi, sonra kitaba eğildi. Daha sonra da her bakanına çizgi
romanın bir kahramanın adıyla hitap etmeye başladı. (Ahhh... Ne yıllardı
ama... İngiltere'nin o günlerdeki adıyla AET'ye girmesine "hayır" diyen
Cumhurbaşkanı General de Gaulle, Başbakan Georges Pompidou, Kültür Bakanı
Andre Malraux. Seks ilahesi Brigitte Bardot'nun en parlak dönemi. Jean-
Paul Belmondo, Alain Delon'un yıldızları yeni yeni parlıyor. Fransızlar,
Sempe'nin karikatürleriyle gözlerinden yaş gelinceye kadar gülüyor,
Jacques Prevert'in şiirleriyle ağlıyor. Naziler'le işbirliği yaptığı için
lanetlenmiş büyük romancı Louis-Ferdinard Celine'in kitapları yeniden
keşfediliyor. Charles Aznavour altın çağında, Enrico Macias yeni yeni
adını duyuruyor, Mireille Mathieu kariyerinin başında, Dalida ortasında,
Jacques Brel ise hızla sona, ölüme doğru yol alıyor. Kadife sesli Adamo
"Her yerde kar var" ile Avrupa'yı -tabii Türkiye'yi desallıyor. Ayrıca
Soğuk Savaş, iki kutuplu dünya. Çin'in bin yıl sonra yeniden doğuşunu
sağlayan Mao. BM'de ayakkabısıyla sıralara vuran Nikita Kruşçef'in Leonid
Brejnev-Nikolay Podgorni ikilisi tarafından devrilmesi. Almanya'da Berlin
Duvarı'nın gölgesinde ilk "Büyük koalisyon"un kurulması. Fidel Castro
rejiminin ilk yılları. Başkan John F. Kennedy'nin Dallas'ta suikaste
kurban gitmesinin şoku içindeki ABD. Ve 27 Mayıs ihtilalini izleyen CHP-AP
koalisyonları. 12 Eylül 1963'te Türkiye'nin bir gün AET'ye tam üyeliğini
hedefleyen Ankara Anlaşması'nın imzalanması. Başbakan İsmet İnönü'nün
"Türkiye bu anlaşmayla ebediyen Avrupa'ya bağlanmıştır" öngörüsü. Sonra
Süleyman Demirel'in başbakanlığında tek parti iktidarıyla yeniden
istikrara kavuşmaya başlayan ve de Türkiye İşçi Partisi ile ilk gerçek sol
muhalefetle tanışan Türkiye. Aut caesar, aut nihil; ya devlet başa, ya
kuzgun leşe...)
8 MİLYON BASKI
1967'de yayınlanan dördüncü albüm "Asteriks ve
Normanlar" bir milyonluk satış tavanını deldi. Ondan sonra da her macerada
rakam katlandı. Nunc est bibendum (İşte buna içilir...) Uzatmayalım. Geçen
hafta, tam tarih verirsek, 14 Ekim Cuma günü Fransa saatiyle 00.01'de
okurlarıyla buluşan ve Galya köyünün uzaylıların istilasına uğramasını
konu alan "Gökkubbe Başına Yıkılınca" albümü ise 16 dilde ve 27 ülkede 8
milyon adet basıldı. Böylece Asteriks'in ilk 32 albümünün 109 dildeki 310
milyon adetlik satışına -şimdilik- 8 milyon daha eklenmiş oldu. "Şimdilik"
diyoruz, çünkü aralarında Türkçe'nin de bulunduğu birçok dile henüz
çevrilmedi. Hem sonra 2001'de basılan 32'nci macera "Asteriks ve La
Traviata" 8 milyonu Avrupa'da olmak üzere 10 milyon adet baskıyla tüm
kitap kategorilerinde dünya rekoru kırdığına göre, 33'üncü albümün onu da
geçmemesi için hiçbir neden yok. Yukarıda da değindiğimiz gibi,
başlangıçta Goscinny yazıyor, Uderzo çiziyordu. 14 Ağustos 1926 doğumlu
Goscinny, 5 Kasım 1977'de Paris'te her sabah gittiği klinikteki rutin efor
testi sırasında kalp krizi geçirip ölüverdi. O güne kadar her albümde
milyonlarca yenisi eklenen Asteriks tiryakilerinin 24'ünü yazmıştı.
25'incinin, "Asteriks Belçika'da"nın da senaryosunu neredeyse bitirmişti.
O senaryo ölümünden yaklaşık 1.5 yıl sonra Uderzo'nun her karesine
gözyaşlarının damladığı çizimleriyle yayınlandı. 1979'da. Son 8 albümü ise
Uderzo (1927 doğumlu) hem yazdı hem çizdi. Her ne kadar gerek yazar ve
çizerin, gerekse kahramanların 1977 Kasım'ı öncesine özlemleri her geçen
gün daha da taşınmaz hale gelse de. Tabii biz okurların, daha doğrusu
tutkunların da. Goscinny'nin yokluğuna katlanmak kolay değil doğrusu.
Donec eris felix, multos numerabis amicos (Mutlu olduğun sürece çevrende
dost eksik olmaz...) Neyse... Bu kadar hüzün yeter. Aslında Asteriks asla
sadece bir çizgi roman değil. Onun ötesi bir şey. Ya da çizgi roman
dışında her şey. O bir ansiklopedi. O bir bilgi hazinesi. O her albümünde
okuru genel kültür sınavından geçiren bir öğretmen. Onda sadece Fransa'nın
değil, dünyanın tarihi de var. Coğrafya var. Edebiyat, mitoloji, felsefe,
sanat tarihi, dilbilim var. Siyaset, diplomasi, toplumbilim, ekonomi var.
Küreselleşen dünyanın her yerinden güncel sorunlar var. Var oğlu var. Onun
her albümünün sonunda, köy meydanında nar gibi kızarmış yaban domuzlarının
masalarda tepeleme yığıldığı geleneksel şöleni yakından incelerseniz,
Pieter Bruegel'in "Köylü düğünü yemeği" tablosunu görürsünüz. Bir başka
albümde Rembrandt'ın "Doktor Tulp'un anatomi dersi" tablosuyla
karşılaşırsınız. Olimpiyatlar'ın yarı tanrıları Miron'un diski ve
Lacoon'un güllesi de onun karelerinde karşınıza çıkar. Cervantes'in Don
Kişot'u da. Federico Fellini'nin Satyricon filminin unutulmaz sahnesi yine
onun karelerinden birinde gizlidir. Asteriks'in meşaleyi havaya kaldırdığı
kare size New York'taki Özgürlük Anıtı'nı çağrıştırır. Zorro'dan Giyom
Tel'e sayısız sürpriz konuk, 16'ncı Louis'den Napolyon Bonapart'a kadar
yığınla tarihi şahsiyet ummadığınız anda ya da karede size göz kırpar.
Tabii General de Gaulle'den Jacques Chirac'a kadar günümüzün tüm Fransız
cumhurbaşkanları da. Churchill'den Bush'a kadar şu 50-60 yılın dünya
liderleri de. (Son albümde, Kaliforniya Valisi, ünlü aktör Arnold
Schwarzenegger "figüranlık" yapıyor!) Sezar'ı saymıyoruz, (gladyatörlerin
dediği gibi, "Ave Cesar, morituri te salutant" ya da "Merhaba Sezar, az
sonra ölecek olanlar seni selamlıyor" çünkü o albümlerin konuğu değil,
esas kahramanlarından biri. Kleopatra, Brütüs, Annibal ("Delanda Cathago"
ya da "Kartaca mutlaka yıkılmalı") gibi hiç değilse bir-iki albümde
başrollerde yer alan antik çağın zirvelerini de. Asteriks'in her albümü
dinler tarihi aynı zamanda. Ya da tanrıların geçit töreni: Apollon,
Artemis, Athena, Hefaistos, Herakles, Hermes, Mars, Poseydon, Zeus (Yunan
tanrıları), Jünon, Jüpiter, Merkür, Minerva, Satürn, Vesta, Vülken (Roma
tanrıları), Arnora, Belenos, Belisama, Borvo, Damona, Epona, Esus, Lug,
Sukkelus, Tutalis (Galya tanrıları), Geb, İsis, Osiris, Ra, Serapis (Mısır
tanrıları), Odin, Tor (Norman tanrıları), Yehova (Yahudi tanrısı)... "Plaudite
cives" (Yurttaşlar selamlayın!) (Ama önemli bir noktayı hatırlatmakta da
fayda var. Bize göre şiirin başka dile çevirisi olmaz. Ne Louis Aragon'un
dizelerini Türkçe'ye çevirmek mümkün ne de Yunus Emre'yi Karacaoğlan'ı
Fransızca'ya, İngilizce'ye. Tabii olanca derinliğiyle, anlatmaya
sözcüklerin yetersiz kaldığı tadıyla çevirmenin imkansızlığını
kastediyoruz. Çare? Şiiri çevirmek istediğiniz dilde yeniden yazmak
zorundasınız. Yani kendinizi şairin yerine koymanız. Her şeyiyle.
ÇEVİRİSİ ÇOK ZOR
Yine bize göre, bir de Asteriks'i kıvamında
tercüme etmek mümkün değil. Dünya edebiyatının zor yazarları James Joyce'u,
Umberto Eco'yu çevirmek bile, onun yanında çocuk oyuncağı kalır. Hatta her
cümlesi 4-5 sayfa tutan Marcel Proust'u ve onun 29 ciltlik "Yitik Zamanın
Peşinde"sini bile. Hatta hatta, kendi yarattığı Fransızca ile yazdığı
romanlarıyla Fransızlar'a saç-baş yolduran Raymond Queneau bile. Çünkü
Asteriks albümlerini - hakkını vererek- çevirmek için Fransızca bilmek
yetmez; Fransızlar'ın yaşamını, tarihini, dünyaya bakışını, espri
anlayışını da bilmek şart. Yine yetmez; gururlarıyla, kompleksleriyle
Fransızlar'ı tanımak, özümsemek şart. Kısacası, deyimin tüm anlamlarıyla
"Fransız olmak" şart. O da Türkler'e zevk verir mi; emin değiliz.)
Gökkubbe bizim de başımıza yıkılmadan konuya dönelim. Duyuyor musunuz;
Asteriks'imiz "Ils sont fous ces romains..." (Deli bu Romalılar) diye
sesleniyor bize İsa'dan önce 50 yılından ve ekliyor: "Hayatın anlamının
yemek, içmek, gezmek, eğlenmek, kavgadan sonra hemen barışmak ve şarkı
söylemek olduğunu ne zaman öğrenecekler?" Ya biz? Öğrenebilecek miyiz? 2
bin küsur yıl öncesinin bu çığlığını duyabilecek miyiz? Yoksa yaşamı da
dünyayı da cehenneme çevirmeye devam mı edeceğiz? Romalılar'ın dediği
gibi, "Ubi solitudinem faciunt, pacem appelant..." Yani, "Girdikleri yeri
çöle çeviriyorlar, sonra da barış getirdiklerini söylüyorlar."
NOT: Yazıdaki Latince deyimlerin hepsi Asteriks
albümlerinden aktarıldı.
Kaynak : Sabah
Gazetesi